menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Arabuluculuk Masasında Gabin

12 0
16.06.2026

Arabuluculuk uygulamasında anlaşma belgesine büyük bir değer atfedilmektedir. Şüphesiz olması gereken de budur. Taraflar uyuşmazlığı masada çözmüş, mahkeme yoluna gitmeden ortak bir paydada buluşmuşsa, hukuk düzeninin bu iradeye güven duyması gerekir.

Fakat son yıllarda yargı önüne gelen dosyalar, madalyonun diğer yüzünü de göstermiştir:

Her imza, her zaman serbest bir iradenin ürünü olmayabiliyor.

Özellikle işçilik alacakları, iş kazaları, sigorta tazminatları ve bedensel zararlara ilişkin dosyalarda arabuluculuk anlaşma belgesi, gerçek bir çözüm aracı olmaktan çıkabilmektedir. Güçlü tarafın dava riskini ucuz yoldan kapattığı, zayıf tarafın ise acil para ihtiyacı nedeniyle haklarından feragat ettiği bir "tasfiye" mekanizmasına dönüşebilmektedir.

Son dönemde yargının müdahale ettiği nokta da tam olarak burasıdır.

Hukuk düzeni, sözleşme serbestisini ve taraf iradesini elbette önemser. Ancak iradenin varlığını denetlemek için metnin imzalanmış olmasını yeterli görmez. İmzaların hangi ortamda, hangi bilgi düzeyiyle, nasıl bir baskı altında ve hangi ekonomik zorunluluklar içinde atıldığını da dikkate alır.

Yargıtay'ın son dönemde ortaya koyduğu içtihat çizgisi giderek netleşmektedir:

Arabuluculuk anlaşma belgesi dokunulmaz değildir.

Söz konusu belge, usul hukuku bakımından güçlü sonuçlar doğurur. Taraflar, kural olarak anlaştıkları uyuşmazlık konusu hakkında yeniden dava açamazlar. Bu, arabuluculuğun en temel hukuki sonucudur. Ancak aynı belge, maddi hukuk bakımından bir sözleşme niteliğindedir.

Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmeler için öngördüğü genel denetim mekanizmalarından muaf tutulamaz. TBK m. 28’de düzenlenen aşırı yararlanma (gabin), arabuluculuk anlaşma belgesi için de ileri sürülebilir. Hata, hile ve korkutma gibi irade sakatlığı hâlleri de bu belgeler yönünden pekâlâ gündeme gelebilir.

Daha yalın bir ifadeyle; arabuluculuk anlaşma belgesi uyuşmazlığı görünüşte bitirebilir fakat hâkim yine de şu sorunun peşine düşer: Bu uyuşmazlık gerçekten özgür iradeyle mi çözüldü?

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin iş kazasına ilişkin 11.11.2024 tarihli kararında bu konu açıkça masaya yatırılmıştır. Daire; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında ihtiyari arabuluculuk tutanağı bulunsa bile, işçinin gabin ve irade fesadı iddialarının bir ön sorun olarak incelenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Yerel mahkemenin kusur ve zarar hesabı yapmadan, yalnızca “anlaşma var” gerekçesiyle davayı reddetmesi hukuka uygun bulunmamıştır.

Bu kararın gösterdiği yalın gerçek şudur: Arabuluculuk tutanağı; gerçek zararı, zayıf tarafın çaresizliğini ve edimler arasındaki açık dengesizliği görünmez kılan bir perde değildir.

Gabin, uygulamada çoğunlukla yalnızca “olması gerekenden düşük bir bedelle anlaşmak” şeklinde eksik yorumlanmaktadır.

Aşırı yararlanmanın varlığı için sadece ödenen ile ödenmesi gereken bedel arasında fahiş bir farkın bulunması yetmez. Bu farkın; taraflardan birinin zor durumundan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak ortaya çıkarılması gerekir.

İş kazası geçiren bir işçi, işten yeni çıkarılan bir çalışan veya trafik kazasında malul kalan bir vatandaş, çoğu zaman yalnızca alacağını elde etmek için girişimde bulunmaz. Kirasını, biriken borçlarını, tedavi masraflarını veya evinin geçimini düşünür. Önüne bir teklif getirildiğinde, bu durum zayıf taraf için “Bu benim hakkım olan miktar mı?” sorusundan önce “Bu para bugünü kurtarır mı?” çaresizliğine dönüşür.

Karşı tarafta ise kurumsal bir işveren, bir holding veya bir sigorta şirketi yer alır. Bu taraflar için zaman bir baskı unsuru değildir; bekleyebilirler. Davanın uzamasını bilançolarına yazar, risk hesabı yapar, bilirkişi raporunu bekler ve istinaf sürecini göze alırlar.

Bir tarafın zamana direnme gücü varken, diğer tarafın yoktur. Bir taraf davayı stratejik ve kârlı bir süreç olarak yürütürken, diğer taraf hayatını toparlamaya çalışmaktadır. İşte arabuluculuk masasındaki asıl eşitsizlik bu noktada başlar.

Bu nedenle gabin denetimi, yalnızca “Ne kadar ödendi?” sorusundan ibaret değildir. “Bu tutar hangi şartlar altında kabul ettirildi?” sorusu da en az ilki kadar hayatidir.

İş Kazalarında Atılan İmza ve Gerçek Zarar İlişkisi

İş kazası ve bedensel zarar davalarında mesele çok daha hassastır. Çünkü ortaya çıkan zarar, masada hemen hesaplanabilecek tek boyutlu bir meblağ değildir.

Kusur oranının tespiti, maluliyet derecesinin belirlenmesi, geçici ve sürekli iş göremezlik sürelerinin hesaplanması gerekir. Meslekte kazanma gücü kaybı, aktüeryal kriterler, gelecekteki olası zararlar ve manevi tazminat dengesi ancak uzmanlık gerektiren bir incelemeyle netleşir.

Bu teknik süreçler işletilmeden, iş kazası geçirmiş bir işçiye alelacele düşük meblağlı bir anlaşma belgesi imzalatılması sıradan bir anlaşma olarak kabul edilemez.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E. 2023/11638, K. 2024/10791 sayılı kararında davacı işçi, sırtına asit dökülmesi sonucu meydana gelen iş kazasından doğan zararını talep etmiştir. İşveren ise ihtiyari arabuluculuk tutanağına dayanarak davanın reddini istemiştir. Yargıtay, arabuluculuk anlaşma belgesinin dava engeli doğurabileceğini kabul etmekle birlikte, bunun özünde bir sulh sözleşmesi olduğunu; TBK m. 28 ve TBK m. 30-39 çerçevesinde iptalinin istenebileceğini net bir şekilde vurgulamıştır.

Bu karar, iş kazasından kaynaklanan uyuşmazlıklar için önemli bir emsaldir. Arabuluculuk yolu, iş kazalarında “hızlı ibraname” üretme mekanizması değildir. İşçinin gerçek zararı nesnel biçimde ortaya konulmadan, yalnızca sembolik bir ödeme yapılarak uyuşmazlık çözülmüş sayılamaz. Eğer ödenen bedel ile gerçek zarar arasında ciddi bir uçurum olduğu ileri sürülüyorsa, mahkemenin bu farkı esastan araştırması zorunludur.

Fesih Günü Yapılan........

© Hukuki Haber