Kalabalıklar Arasında Kaybolan Mahalle: Bir Güven Medeniyetinin Vedası
Bir zamanlar bu memlekette yalnızlık, gurbete gidenlerin dilinde kalan bir türkü, geceleri yastığa düşen ince bir sızıydı. Fakirlik kapıyı çalar, yokluk sofraya başköşeden otururdu ama insan kendini kimsesiz hissetmezdi. Çünkü o günlerde kapılar değil, kalpler açıktı; insan, insana emanetti.
Bugün imkânlar arttı, kalabalıklar çoğaldı ama yalnızlık derinleşti. Belki de en büyük yoksulluğumuz artık para değil; birbirimize dokunamamak oldu.
Kapıların kilitlenmediği; anahtarın paspas altına değil, yan komşunun avucuna “ne olur ne olmaz” diye kutsal bir emanet gibi bırakıldığı zamanlardı. Güven; resmi mühürlere, soğuk mahkeme salonlarına veya ruhsuz sözleşmelere değil; kalbin en mutena, en dokunulmaz köşesine silinmez bir mürekkeple yazılırdı. Şimdilerde ise her şeyimiz var: Akıllı evlerimiz, yüksek güvenlikli sitelerimiz, her şeyi kaydeden lenslerimiz ve devasa ekranlarımız… Ama birbirimiz yokuz. Kalabalıklar çoğaldıkça insanlık tenhalaştı; şehirler büyüdükçe ruhlar daraldı.
Sokakların Dili ve Mahalle Ruhu
Mahalle demek, sadece imar planlarında birbirine yaslanmış evlerin dizildiği bir sokak parçası değildi. Mahalle; bir selamın bereketi, bir hâl hatır sormanın şifası, paylaşılan bir tas çorbanın tüten buharıydı. Kapı önünde dantelini ören, geleni geçeni süzüp herkese bir gülümseme ikram eden teyzeler; sokağın hem görünmez bekçisi hem de karşılıksız şefkatiydi.
Akşam ezanı okunurken pencerelerden yükselen, birbirine karışan “Hadi eve!” çağrıları; aslında bir disiplinden ziyade sarsılmaz bir aidiyetin ilanıydı. O sesler dindiğinde sokağın sessizliği korkutucu değil, huzurlu bir dinlenme durağı olurdu.
Mahalle Bakkalı: Mahallenin Kara Kutusu
Mahalle bakkalı sadece alışverişin yapıldığı bir ticarethane değil, mahallenin hafızasıydı. Veresiye defterlerinde rakamlar değil; aslında hayatlar, umutlar ve ertelenmiş hayaller yazılıydı. O defterlerdeki borçlar hiçbir zaman bir utanç vesilesi olmazdı; bakkalın “Sonra verirsin evladım,” cümlesi, “Sana inanıyorum, sen........
