Eksik bütünden daha fazla hissedilir: Mümkünlerin kıyısındayken keşkelerin gölgesinde kalmak
Uzun zamandır röportajlarım ve eğitim yazılarım arasında kendime gerçekten bir alan açamamıştım ve nitelikli okumalar yapamamıştım.Bu hafta nihayet kendime böyle bir zaman yarattım ve Martin Heidegger’in enfes eseri “Varlık ve Zaman” kitabını bir kez daha okudum.Heidegger, kitabında “noksanlık” hâlini “henüz birleşmemiş parçaların bekleyişi” olarak tarif ediyor.
Bu tarif, felsefi bir açıklamadan öte, günümüz insanının ruh hâlinin en sade özeti gibi geliyor bana.Çünkü bugün herkes, tamamlanmak üzere köşeye bırakılmış bir puzzle gibi; hayatının veya duygularının bir şekilde tamamlanmasını bekliyor.
Bu bekleyiş sırasında puzzle’ın tamamlanan parçaları ne kadar çok olsa da bütünü görmeye engel olduğu için eksik parçalar çok daha fazla göze batıyor ve eksik olan her şey yaşamı tamamlanandan daha fazla etkiliyor.
Çünkü tamamlanan şey yerini bulur ve kapanır ama eksik olan kapanmaz, bekler ve o bekleyiş zamanla sistematik bir şekilde artan huzursuzluğa, iç sıkıntısına ve yerli yersiz iç çekişlere neden olur.
YARIM KALMIŞ HAYALLER
Keşke’lerin altında ezilmek
Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da :
“Yatağımın karşısında bir pencere var.Odanın duvarları bomboş…Nasıl yaşadım on yıl bu evde?Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden?Ben ne yaptım?Kimse de uyarmadı beni.İşte sonunda anlamsız biri oldum.İşte sonum geldi.Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım;Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” diye pişmanlığını dillendirir.
Bu sözler, zamanında yapılmayan veya tamamlanmayan hayallerin insanda bıraktığı pişmanlığı gözler önüne seriyor.
Acaba kötü bir resim assaydı, “Keşke hiç asmasaydım” der miydi? Sanmıyorum.Kötü de olsa yaşamak ve yapmak, yapmamaktan, yaşamamaktan daha katlanılabilir bir şey gibi........
