We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bir darbeci hangi iklimde yetişir?

74 28 22
24.06.2022

15 Temmuz darbe girişiminde “demiri kesen emir-komuta” otoritesi ve baskısıyla çıkarıldıkları sokaklarda, köprülerde (kimi öldürülen) yakalanan, hapsedilen askeri öğrencilerin Yargıtay kararıyla tahliyesi başlamış.

Darbe girişiminden çok çok öncesinden beri, askeri öğrencilerin daha okulda nasıl baskıya, şiddete maruz kaldıklarını…
Çoğunun mütevazı ailesi bunalan, intihar eşiğine gelen çocuğunu okuldan almaya kalktığında nasıl yüksek bedeller istendiğini (o yazıların da katkısıyla bunlar yumuşatılmıştı) yazan biri olarak, gerçekten masum olanlar için sevindim. (Bu meselede hukuk ve gazetecilik hassasiyeti gösteren avukat-gazeteci Büşra Taşkıran’ı unutmadan.)
Bu çocuklar komutanları elinde rehineydi zaten. Tutuklu veya mahkûm oldu!

Önceki darbelerde paşalar “darbeci değil, solcu” askeri öğrencileri temizlerdi… Bu kez kendini emirle, zorla dışarıda bulunan, herhalde çoğu kimlerin ne amaçladığını dahi bilmeyen çocuklar “darbeci” sayılmıştı!

Gerçekten darbeyi örgütleyen, hem de kimi bunu Genelkurmay binalarında yapanların yanında elbette astlardan da “Fetöcü” vardı.
Ama o “darbeye niyetliler” dışında, askeri hiyerarşi ve iktidarın armağanı katı disiplin kanunu da öğrencileri, erleri, kimi ast kademeyi baskıyla sokağa çıkarmıştı.

Bunu size 15 Temmuz Fetöcü darbe girişiminin hemen sonrasındaki (biri 19 Temmuz mesela) bazı yazılarımla bir daha ifade etmeye çalışayım:

Astsubay Ömer Halisdemir ile Tuğgeneral Semih Terzi yüz yüze gelip birbirlerine baktıklarında, birkaç saat önceki durumları şöyleydi:

Sivil iktidar, Genelkurmay’ın da isteğiyle, “Paşa”ya “Temsil, makam, rütbe vs.” 7 çeşit tazminat vermekteydi.
Sivil iktidar “Paşa”ya gıcır gıcır Disiplin Yönetmeliği hediye etmişti.
Alttaki askerlere sadece emir-komuta etmesin; emir kulu, emir kölesi, emir manyağı da yapsın; iki dudak arası çiğnesin, ezip yutabilsin diye.

Sivil iktidar “Paşa”ya, Cumhurbaşkanı’nın ıslak imzası daha kurumamış “Yargı zırhı, dokunulmazlık” bahşetmişti; darbe ayrı da, milletin bir kısmına kötü muamele ederse, dert etmesin, iktidar kollar diye.
Sınırsız lojman, keyfince araç, demir kesen emir, sorunsuz otorite, sorumsuz otoriterlik, vakıf ve Oyak yönetim koltukları… Hepsi esas duruşta emir ve görüşlere hazırdı.

Astsubay Ömer’e ise, arada bir vaat, her saat buyruk verilmiş, pek ufuk ve umut verilmemişti.

“Semih Paşa” 15 Temmuz gecesi, Özel Kuvvetler’i basıp teslim almak istediğinde Komutan Zekai Paşa yoktu; makam odasında “Emir astsubayı” Ömer Halisdemir vardı.
Belki komutanından emirle, belki inisiyatifiyle, orayı teslim etmedi; Genelkurmay ve iktidarın bin tür tazminat ve yetkiyle donattığı “Darbeci Paşa”yı, dendiğine göre alnından vurdu.
Bu felaketten, bu trajediden, bu cehennemden Ömer Astsubay da sağ çıkamadı; “darbecilere ilk kurşun atan kahraman” oldu.
O direnişi belki de, nicesinin düğünde kaldığı, rehin alındığı, derdest edildiği, saatlerce ortaya çıkamadığı ve hiç utanmadığı o gecenin seyrini değiştiren karar, kararlılık ve eylemdir.
Uçakları, tankları, zırhlıları çalıştırmayan nice alttaki asker gibi!

Lakin her ikisinin birkaç saat önceki durumu ortada işte:
Sivil iktidarın bol palavra sunduğu “kahraman” ile bol yetki, zırh, tazminat, imkân, otorite sunduğu ”darbeci.”

Bu “önemli ayrıntı”yı tabii bir açıdan anlatıyorum.
Başka açınız varsa, siz öyle anlatırsınız!
Benim açım içinde şu da var:
Sivil iktidar ve Genelkurmay, “darbeci paşalar”ın çoğunu son üç Askeri Şura’da terfi ettirmişti. Çoğu albaylıktan tuğgeneralliğe, amiralliğe.
“Alnından vurulan Semih Paşa” da 2014 Şurası’nda general olmuştu. “FETÖ darbesi” denen 2013 kutu mutu vakasından sonra.
Bugün tutuklanan, gözaltına alınan başkaları da.

O Şura’da terfi edenlerden birini darbeden önceleri epey yazmıştım.
Makamında, esas duruştaki astsubayı, tekme tokat, kafasına çay bardağı, çay tabağı darp ettiği için.
Yine darbecilikten alınan o günlerdeki “Paşası” ise astsubayı çağırıp “Al bir kutu çikolata, sesini çıkarma” demişti!
Şikayetçi astsubay üst makamlarca sindirildi. Bana dava açıldı. Astsubayın savunmasını yapan Avukat Erkan Akkuş’a da dava açıldı.
Albay’a da bir soruşturma açıldı, hemen takipsizlik çıktı. Genelkurmay da “iyi çocuktur” deyip Albay’a sahip çıktı. Olabilir!
(O Genelkurmay’ın en üst kademesi bugünkü Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşuyordu! Avukatı üst kademelerin de avukatıydı, davayı onaylanan Fetöcü Adli Müşavir’in imzası da Genelkurmay en üst kademesiyle birlikteydi.)


İşte aynı Şura’da o Serdar Albay da “Paşa” oldu. “Semih Paşa” gibi.
Darbe girişiminde 2. Ordu operasyonunda tutuklandığı açıklandı.
Darbe başarılı olsa sıkıyönetim şeyi olacaktı dediler; belki yalandır!

İktidar ve Genelkurmay eliyle, bugün “darbe lideri” denen Akın Öztürk’ün Hava Kuvvetleri Komutanı yapıldığı Şura’da “Paşa” olmuş birisini de yazmıştım.
İstanbul’daki “okul”da bir astsubayın canına okurken, bazı erleri de “etnik kökenleri”nden dolayı aşağılamıştı.
Daha büyük bir “Paşa” da onu soruşturdu ama bir şey çıkmadı. Şimdi o otoriter, etnisiteye hakaret eden komutan da “darbeci” mi çıkmış ne?
(Burada yazdığım her olayda, Genelkurmay ya tepki gösterdi o günlerde ya bana dava açıldı. Yazdığım gazete garnizonlarda yasaklandı; astlar yazıları kesip koğuşlara astılar!)

Çakırsöğüt’te uzman çavuşların, Bolu Komando........

© Gazete Duvar


Get it on Google Play