Kâr edemeyen şirket ne kadar dayanır?
Bugün patron dostlarımla sohbet ettiğimde en sık duyduğum şu oluyor: “Bertan hocam eski güzel kârlar artık yok. 3-4 senedir satıyoruz ama doğru düzgün kâr edemiyoruz. Son iki senedir reel olarak büyümede de sorun var. Yani enflasyonist ortam ile büyüyor gibi gözüküyoruz ama aslında adetler, karlılık, maliyetler, verimlilik ve kapasite kullanımda sorunlar yaşadığımızı görüyoruz. Bu nereye kadar gider?”.
Kendi işinizi kendiniz görmelisiniz!
Kimi yüksek faizden, kimi kur politikasından, kimi de düşen talepten şikayetçi. Hepsi de haklılar. Ama son üç senedir bu köşeden neredeyse üç haftada bir aynı şeyi tekrar ediyorum: “konjonktürel büyüme denen olgu bitti. Dünya bir süre artık böyle kaotik ve belirsiz bir yer olacak. Artık pazar büyüyor, ben de büyürüm anlayışı sona eriyor. Devlet destekleri de kurtarmıyor. Artık her koyun kendi bacağından asılacak.
Sorunun cevabı şu: böyle kârsız gitmez. Kâr yılı – ar yılı dengesi, tamamen ar yılına doğru kayıyor. Bu şekilde giderse, ülkemizde özellikle pek çok sanayici oyundan çıkacak.
Şimdi patron dostlarım bana kızacaklar, birçoğu da okuduklarından hazzetmeyecek ama gerçek dost doğruyu söyleyendir: “sizi buraya getiren strateji ve yaklaşımlar, sizi geleceğe taşımayacak”. Üzgünüm. Buraya gerçekten iyi getirdiniz, iyi geldiniz. Ama yapay zekâ ve belirsizlik çağında yönetim tarzınız işe yaramaz. Özellikle ciro bazlı yönetim tarzı ölümcül. Kâr ederiz de şu konjonktür bir düzelse diyorsunuz ya, emin olun konjonktür düzelmeyecek. Hatta yapay zeka ve küresel rekabetle daha da bozulacak. Böyle bir ortamda bildiğinizi unutmanız gerek. Şirketinizde yöneticilerinizi, tedarikçinizi, müşterileri ve ekonomi yönetimini suçlamayı bırakın. Bugün yeni bir yönetim anlayışına ihtiyacınız var. Bu suçladıklarınızın da yeni bir yönetim tarzına ihtiyaçları var.
Bildiklerinizi unutmaya hazır mısınız? Sizin bugün sürdürülebilir şekilde kâr etmeniz lazım. Bunu yapmak için de beş alanda çok iyi olmanız lazım. Bunlar belirsizlik ve değişim ortamında strateji geliştirme, bu stratejiden doğru iş modeli ile para kazanma, bu strateji ve iş modeline uygun kurumsal kabiliyetleri elde etme (kasları güçlendirme), bu strateji ve iş modeline uygun bir operasyon modeli (icra disiplini) oluşturma ve performansı bunlarla uyumlu şekilde ölçme ve geliştirme. Bu beş unsuru bir zincir gibi düşünün. En zayıf halka kadar güçlü bir zincir. Bir tanesi dahi sorunlu olsa kâr edemezsiniz. Kâr elde edemezseniz, sermayeniz güçlenmez. Borca, finansman maliyetine açık hale gelirsiniz.
Danışmanlık yaptığım şirketlerde, buna stratejik rezonans diyorum. Strateji, iş modeli, kabiliyetler, operasyon ve performans beşlisini uyumlu hale getiriyoruz. Altı ay içinde kârlılık, verimlilik, stratejik odaklanma ve şirketin yönetsel kasları güçleniyor. Orta ve büyük ölçekli tüm şirketlerde işe yaradığını tecrübe ettik. Bir süre sonra, şirket sahipleri “hocam biz meğer uçuruma doğru gidiyormuşuz, vallahi ucuz kurtardık, sağ olun diyorlar”. Bunu söyleyebilmek için konfor alanından, her şeyi bilirim anlayışından çıkmak ve yeni bir yaklaşımı denemeyi kabullenmek gerekiyor.
Patronlar gerçekçi olmalı
Kurumsal şirketlerde profesyonel yöneticiler, patrona göre pozisyon alır. Diğer şirketlerde zaten patron doğrudan söz sahibidir. Sorunlara gerçekçi tespitler ve çözümler lazımdır. Türkiye hiçbir zaman konjonktür olarak 2000-2020 gibi bir dönem yaşamayacak. Bu dönemde dünyada likidite bol, yatırımlar yüksek, talep güçlü ve rekabet görece normaldi. Ne üretsen satıyordun! Gelecek 10 sene, bunun tam aksi bir dünya, üstelik de 100 senede bir olabilecek bir devrim (yapay zeka) söz konusu. Bu dönem rezonans sağlayamayan oyunda kalamaz
