RAMAZAN VE ŞÜKÜR
Nimetin Farkına Varan Kalp
Ramazan denildiğinde çoğu zaman sabır konuşulur. Oysa sabrın meyvesi şükürdür.
Açlık sabrı öğretir. Şükür ise nimeti görmeyi öğretir.
İnsan çoğu zaman sahip olduklarının farkında değildir. Su akar, fark etmez. Sofra kurulur, alışır. Ev vardır, normal sayar. Sağlık yerindedir, düşünmez.
Ramazan gelir ve insanı bir bardak suya muhtaç bırakır. İşte o an nimetin kıymeti anlaşılır.
Kur’an-ı Kerim şükür konusunda son derece nettir:
“Eğer şükrederseniz, elbette size artırırım.” (İbrahim, 7)
Bu ayet sadece bir vaat değildir. Bir hayat kanunudur.
Şükür artışı getirir. Nankörlük kaybı…
Ramazan, şükrün yeniden öğrenildiği aydır.
Şükür yalnızca “Elhamdülillah” demek değildir. Şükür bir bilinçtir. Şükür bir idraktir. Şükür nimeti verenle bağı koparmamaktır.
Âlimler şükrü üç boyutta tanımlar:
Dil ile şükür: Hamd etmek.
Kalp ile şükür: Nimeti Allah’tan bilmek.
Amel ile şükür: Nimeti doğru yerde kullanmak.
Ramazan bu üç şükrü bir arada öğretir.
İftar anında dil hamd eder. Kalp minnet hisseder. El, nimeti paylaşarak amel eder.
Gün boyu aç kalan insan, iftar anında bir hurmayla mutlu olur. Normal zamanda fark etmediği çorbanın tadı, o gün başka gelir. Bir bardak su, adeta hayat olur.
Ramazan şunu öğretir: Aslında az şeyle yetinebiliriz.
Modern çağ insanı daha fazlasına alıştırdı. Daha büyük ev, daha yeni telefon, daha fazla tüketim…
Oysa Ramazan sadeleştirir.
Sadeleşen insan, şükre........
