menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk Dindarlığında Örtük Tekfircilik

14 0
18.01.2026

Geçen haftasonu TVNET X nam YouTube kanalı bir belgesel yayımladı. Belgeselin tanıtım metni gayet açıklayıcı:

“Bugün herkes bir soruyu haykırıyor, önemli bir soruyu: ‘Boğaziçi Üniversitesi kimin?’ Boğaziçi Üniversitesi… İstanbul’un kalbinde, iki kıtanın birbirine baktığı yerde… Burası yalnızca bir üniversite değil; bir hafıza, bir sembol, geleceğin bir aynası. Fakat toplum o aynaya baktığında kendisini görememeye başladı. Kimi farklı renkleri dışladı, diğer seslere kulaklarını kapadı. Kimi ise bu manzarayı kendi duvarlarıyla çerçeveledi; yalnızca kendisine ait kılmak istedi. Evet, yıllarca özgürlükten söz edildi… Ama herkes için mi? Yoksa yalnızca ‘senin gibi olanlar’ için mi? O kapılar kimi zaman ardına kadar açıldı; kimi zamansa yüzlere sertçe kapandı. Peki ne değişti?”

Bu hikâye elbette tanıdık. “Hikâye” derken uydurma olduğunu iddia etmiyorum. Türkiye’nin son yüz yılda içinden geçtiği dönüşümün bir bölümünü kitabî olarak, bir bölümünü de doğrudan yaşayarak öğrendik. Hatta buna bir ad da koyduk: Burak Bilgehan Özpek’le birlikte yazdığımız kitapta, son yirmi yılda Türkiye’de bir siyasal devrim yaşandığını, siyasi elitin değiştiğini söyledik. Bu tipik bir devrim değildi elbette; sistemin içinden yürütülen ve bu haliyle de son derece “yasal” bir devrimdi. Kavramın kendisi çelişkili olsa da öyle.

Bu siyasi devrimin meşruiyet zemini ise popülizmdi. Devrimin yürütücülerinin tarih kurgusunda ülke fi tarihinde (bu tarih bazen Tanzimat sonrası, bazen II. Meşrutiyet, bazen Cumhuriyet dönemi) halkına tamamen yabancılaşmış bir siyasi elit tarafından ele geçirilmiş ve halka rağmen devlet, hukuk, kültür ve hayatın diğer alanları zor kullanılarak dönüştürülmüştü. Aynı kurguda devrimciler halkın en asıl temsilcileriydi ve onların eliyle daha önce halka kapanan kapılar açılıyor, kısıtlanan alanlar genişletiliyordu.

Aslında TVNET X’in belgeseli de, bu tarih okumasının farklı bir odak noktasıyla üretilmiş yeni bir sürümüydü. O odak noktası Boğaziçi’ydi. Bir kısım yabancılaşmış elitin kalesi, memleketin has çocuklarının giremediği başka bir yapı. Bu video aslında bu kadar gürültü yaratmadan YouTube’un derin hafızasında yerini alabilir, aynı anlatıları dinlemekten hoşlananların izleyeceği bir video olarak varlığını devam ettirebilirdi. Ancak öyle olmadı.

Belgesele görüş veren isimlerden Dr. Jaan Islam aynı hikayeyi tekrar edince video çok daha geniş bir kesimin dikkatini çekti. Islam’ın sözleri dikkat çekti, zira bir çok kişinin not ettiği gibi, aslında kendisinin Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümüne öğretim üyesi olabilmesinin meşruiyeti de aynı hikayeydi. Bazıları daha açık konuştu: Islam’ın Boğaziçi’nde hoca olma imkanı yoktu. Ancak halihazırdaki siyasi şartlarda mümkündü. Aslında Islam’ın demediği, ama dediklerinin çağrışımı da zaten buydu: Eski Türkiye’de Boğaziçi’ne öğretim üyesi olarak giremezdi.

Bu akademi-içi tartışmaya farklı........

© Daktilo1984