Sandıklardan hem sosyalistler hem de faşistler çıkıyor: Başka türlü bir şey
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Sovyet sonrası gelişen neoliberal yeni dünyanın çöküşü ile başlayan yeni bir dönemden geçiyoruz. Kapitalizmin sonunun ilanıyla başlayan bu dönem; bizatihi kendileri tarafından kapitalizmin sürdürülmesinin nasıl mümkün olacağının tartışılmak zorunda kaldığı bir yere sürüklendi. Fukuyama artık sosyalizm olmasa da bir tür sosyal-kamusal dönüşümün zorunluluğunu bir çıkış yolu olarak ileri sürerken, D.Acemoğlu işçi demokrasi üzerinden liberalizmin kurtarılacağı düşüncelerini ileri sürüyor. Bunlar dahi geleceğin nasıl inşa edileceğinin merkezinde olduğu bir yeni mücadele dönemi içinde olduğumuzun göstergesi.
Bunun en büyük kanıtı ise uzun zamandır emekçi halkların bu sistem dışında başka bir geleceğe kapı aralayacak bir mücadele içinde olmaları. Bu arayışın bir ucunda son yıllarda yükselen faşist dalga dururken, bir ucunda da sol direnme güçleri var.
***
Bunun son örneklerinden birisi Almanya’da Berlin eyalat seçimlerini Die Linke’nin kazanması oldu… Onun hemen öncesinde AfD’nin yükselişi gerçeğiyle yüzleşen Almanya’da Berlin’de sol bir direncin ortaya çıkması belli bir umut dengesi yaratmış görünüyor.
Burada daha belirgin olan ise neoliberal eski sağ ve sol (!) merkezlerin çöküşlerinin neredeyse kesinleşmesidir. Bu aslında dünya çapında neoliberal dönemin taşıyıcısı egemen siyasetin -partileri ve tüm yapılarıyla birlikte- çöküşünün bir parçasıdır. Eski düzeninin yarattığı derin eşitsizlik ve geleceksizlikle örülü sosyal ve ekonomik bunalımdan çıkışı, yine eski düzenin içinde arayan tüm siyasetler de bu çöküşle yüz yüze kalmaya devam edecek.
Bunun karşısında bir yandan yeni faşist hareketlerin yükselişine de tanıklık ediyoruz. AfD bunun Avrupa’nın dört bir yanındaki örneklerinden sadece birisi… Sağ merkez partilerin çöküşüne bir alternatif olarak yükseliyor; ama aynı zamanda merkezin -devletin- daha baskıcı ve savaş merkezli evrimi içinde bir manivela işlevi görüyor. Bu anlamda sisteme bir alternatif olmaktan çok bir koruyucu ve dönüştürücü rol oynuyor. Ezilen emekçi halkın öfkesini manipüle edebilme gücü eski faşist hareketlere benzer bir bicinde yabancı düşmanlığı başta olmak üzere sistemin kendisinden uzaklaştırılarak yürütülmekle birlikte; bu tür hareketlerin yaşanan krizin ortaya çıkardığı büyük ideolojik boşluğa yanıt verebildiği bu anlamda da toplumların arayışının kalıcı -istikrarlı- bir temsili olabilme kapasitelerinin hiç de güçlü olmadığını söylemek gerekir.
***
Asıl üzerinde durulması gereken sol bir alternatifin yoksunluğu ve onun ortadan kaldırılmasına yönelik kimi işaret fişekleridir.
Hatırlanırsa 2008 ABD’de başlayan kriz sonrasında ilk halk tepkileri, meydan ve sokak hareketleri üzerinden gelişmişti. Bunlar farklı ve yaygın tepkilerin birleştiği bir muhalif sol eksen yaratabilmiş, hatta bu isyanların sonrasında kimi yerlerde sol yükseliş ve iktidar deneyimleri de açığa çıkabilmişti.
Ancak bu hareketler meydan dinamizminin sonrasında, bir yandan kendi mikro -dar- hak mücadele alanlarına hızla çekilere, birbirlerinden ayrıştılar… Öte yandan da bu hareketleri bir arada tutabilecek bir alternatif -ve ortak- gelecek hattı yaratılamadı… SYRIZA gibi iktidar deneyimleri de Avrupa’da yükselen kim sol hareketler de eski neoliberal düzenin çarkları içinde kalmaya devam eden reformist-restorasyoncu bir liberal çemberin dışına çıkmayı başaramadı. Aynı zamanda sokak ve taban hareketleri üzerinden yükselen siyasetleri parlamenterist dar alanlara hapsederek bundan koptuğu oranda yenilmeye ve teslim olmaya mecbur kaldı.
Faşist hareketlerin yükselişi tam da bu ilk isyan dalgaları ve sol yükselişlerin geri çekildiği bir yerde gündeme geldi. Emekçi........
