menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ankara Üniversitesi’nde köpekler toplatıldı

9 0
02.02.2026

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi kampüsünde uzun yıllardır yaşayan, yaşları 10 ve üzeri olan, düzenli sağlık takipleri yapılan köpekler, dekanlığın “acil toplama” talebi üzerine dün sabah (31 Ocak), öğrencilerin okulda olmadığı saatlerde toplatıldı.

Öğrenci ve mezunların Ziraat Fakültesi Dekanlığı ile yaptığı görüşmede, 15 Şubat’a kadar herhangi bir toplama yapılmayacağına dair söz alınmasına rağmen, fakülte ve üniversite yönetimiyle görüşmeler sürerken köpekler, CHP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi ekipleri tarafından anestezik madde kullanılarak alındı.

Veteriner hekim İlknaz Yalçın, yaşadıkları süreci ve köpeklere yönelik hak ihlallerini şöyle anlattı:

“Veteriner ve Ziraat Fakültelerinin ortak kullandığı, dış kapı olarak bilinen bir kampüsümüz var. Bu kampüs içerisinde tamamı 10 yaşın üzerinde olan, aşıları ve sağlık takipleri tarafımızca yapılan, sakin ve uyumlu 9-10 köpek yaşıyordu. Bu köpekler, yaklaşık 10 gün önce dekanlık tarafından yapılan bir şikayet üzerine belediye aracılığıyla toplatıldı. Kampüste yaşamını sürdüren diğer köpekler için ise öncelikle dekanlık ve yönetimle işbirliği içinde sorunu çözmeye çalıştık.

“Veteriner Fakültesi Dekanlığı’ndan görüşme talep ettik; ancak talebimiz ‘Bizi ilgilendirmiyor’ denilerek reddedildi. Bunun üzerine kampüsün sorumluluğunu üstlenen Ziraat Fakültesi Dekanı ile görüştük. Bu görüşmede dekan, kesinlikle sürecin destekçisi olduğunu, bizim yanımızda yer aldığını ve 15 Şubat 2026’ya kadar ortak bir çözüm bulunması şartıyla köpeklerin toplatılmasına izin vermeyeceğini, herhangi bir şikayet dilekçesi iletmeyeceğini tarafımıza ifade etti. Aynı şekilde Ankara Üniversitesi Rektör Yardımcısı ile de bir görüşme gerçekleştirdik. O da çözüm bulunana kadar hiçbir şekilde toplama yapılmayacağını söyledi.

“Bu aşamada bizden, fakülte kampüsü içerisinde kapalı bir yaşam alanı oluşturulmasına yönelik bir proje istendi. Projeyi hazırladık ve hatta önümüzdeki hafta perşembe günü rektör yardımcısıyla bir toplantı planlandı. Ancak dün sabah saat 09.00 sularında, hiçbirimiz fakültede değilken, Ziraat Fakültesi Dekanlığı tarafından belediyeye gönderilen ‘acil toplama talebi’ ve şikayet dilekçesi üzerine belediye ekipleri fakülteye girerek, köpeklerimizi anestezik madde kullanarak topladı.”

Veteriner hekim, köpeklerin toplatılması süreciyle ilgilenirken kampüs içerisinde, hayvan haklarının yanı sıra kampüs kurallarına aykırı ve çevre sağlığını tehdit eden biçimde koyun kesildiğine tanık olduklarını söyledi.

Yalçın, “Sesimizin duyulması bizim için çok önemli” dediği açıklamasına şöyle devam etti:

“Bununla eş zamanlı olarak, köpeklerimizi aradığımız sırada fakülte kampüsü içerisindeki bir inşaat alanına bir kamyon dolusu koyunun getirildiğini ve koyunların iple bağlanarak kesildiğini gördük. Kendilerine nedenini sorduğumuzda, ‘Kötülük ve olumsuzluk olmasın, kan akıtmak iyi gelir’ şeklinde bir açıklama yaptılar. Bu uygulamanın hayvan haklarının yanı sıra çevre sağlığına ve kampüs kurallarına da aykırı olduğunu, bu şekilde yapılamayacağını anlatmamıza rağmen kesime devam ettiler.

“Bunun üzerine polisi aradık; ancak polis şikayet dilekçemizi işleme almadı. Ayrıca dekanlık tarafından, koyunların kampüs içerisinde kesilmesinde herhangi bir sorun olmadığı hem bize hem de polis ekiplerine iletildi. Özetle: Tarafımıza verilen sözler tutulmazken, köpeklerimizin toplatıldığı bir kampüs içerisinde aynı anda koyunların kesilmesiyle karşı karşıya kaldık. Bu durumun kamuoyuna yansıması ve sesimizin duyulması bizim için çok önemli.”

Ankara Üniversitesi öğrencileri ve mezunları da konuya dair yaptıkları açıklamada, kampüs içerisinde yaşayan sakin köpeklerin yaşamına kastedilirken, kampüs içerisinde hayvan öldürülmesine müsaade eden yönetimi açıklama yapmaya davet ettiklerini ve gereğinin yapılmasını beklediklerini söyledi. (TY)

2021’den bu yana Boğaziçi’nde yaşadıklarımı yaşayacağımı hiç tahmin etmezdim…

Bir akademisyen olarak, doğduğum, büyüdüğüm ülkede daha faydalı olabilirim düşüncesiyle 2000 yılında yurtdışından Türkiye’ye dönüp, çeşitli hayal kırıklıkları yaşadığım yedi yıllık özel üniversite deneyimlerinden sonra, 2007’de Boğaziçi Üniversitesi’ne geldiğimde üniversitenin seçilmiş rektörünün söylediklerini unutamıyorum. Görevinin bizim, yani meslektaşlarının çalışmalarına destek olmak, onların önünü açmak olduğunu söylemişti bana. Bunun şu anlama geldiğini düşünmüştüm: Bu kamu üniversitesi ne siyasi iktidarın güdümündeydi, ne de üniversite patronunun ya da arkasındaki sermayenin.

Boğaziçi’ndeki on üçüncü yılımda, 2020’nin sonuna geldiğimizde, Boğaziçi’nde seçilmemiş ama 2016’daki olağanüstü hâl döneminde bir şekilde meslektaşlarının güvenoyunu almış olan rektörün görev süresi sona eriyordu. Bizler yeni rektörümüzü seçme sürecini başlatmak yerine, sanırım dikkat çekmeyelim, otoriter siyasi iktidarın hedefinde olmayalım düşüncesi ile seçilmemiş ve atanmış rektörümüzün tekrar atanacağı hayali ve umuduyla hayatımıza devam ettik. Ta ki, 2 Ocak 2021’de Melih Bulu ataması haberini alana kadar… Bu atama ile birlikte Boğaziçi kendine geldi ve özerk, özgür, demokratik, dünya standartlarında bir yükseköğrenim kurumu olarak kalabilmek için bir mücadele başlattı. Beş yıldır tüm bileşenlerimiz (akademisyenler, öğrenciler, mezunlar ve çalışanlar) Türkiye’de üniversite tarihinde önemli bir direniş sayfası yazmaya devam ediyorlar. Geçen beş yılda direnenlerin başına gelmedik şey kalmadı. Ben de bu süreçte hedefe konan ve direndiği için cezalandırılmaya çalışılanlardan biri olarak tarihe not düşmek ve biraz da iç dökmek için başıma gelenleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Melih Bulu atanır atanmaz, üniversitenin etrafı ağır silahlı polislerce kuşatılmıştı. İlk defa Boğaziçi’ni böyle bir abluka altında görüyordum. Az da olsa kalan özgür basının üniversite içine girmesi, olup biteni ve bizlerin seslerini kamuya aktarma görevleri engelleniyordu. Ben de bu mücadele içinde yapabileceğim en etkili katkının direnişimizi fotoğraf ve video ile kayıt altına almak ve bunları paylaşmak olduğunu düşündüm. Bir de bir akademisyen olarak, kamuya karşı sorumluluğum, yanlışlar, hukuksuzluklar, haksızlıklar karşısında sessiz kalmamak, eleştirmek, doğru bildiğimi söylemek olduğu için, ben de anayasa koruması altındaki ifade özgürlüğümü kullanarak düşüncelerimi ve duygularımı bana kulak veren herkesle paylaşmaya başladım. Vay efendim sen misin konuşan? Yandaş basın marifetiyle hemen bir çamur atma ve hedef gösterme kampanyası başladı.

Üniversitede protestolar başlar başlamaz, toplumumuzun hastalıklarından biri olan LGBTİ korkusu, siyasi iktidar ve tüm aygıtları tarafından kolayca devreye sokularak, LGBTİ kimlikler, protestolarda gökkuşağı bayrağı taşıyan öğrenciler, kampüste protesto amaçlı düzenlenen bir sanat sergisindeki LGBTİ bayrakları içeren bir kolaj çalışması ve resmi akademik danışmanı olduğum Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ Çalışmaları Kulübü (BÜLGBTİ ) hedefe kondu. Öğrenciler ağır silahlı şafak baskınları ile evlerinden gözaltına alındı, tutuklandı; LGBTİ Çalışmaları Kulübü odasına........

© Bianet