O kurumlar iki iskambil kâğıdı
Sabah uyanınca ben hâlâ mutfakta radyomu açıyorum.
Size de oluyor mu…
Aynen her gün şöyle diyorum içimden…
Bugün acaba gündemde hangi alandaki “bozuk düzen” var…
Birbiriyle ilintili olsa, diyeceksiniz ki… soruşturdukça yeni bilgilere ulaşılıyor… arkası arkasına geliyor.
Yok öyle de değil, hepsi birbirinden çok farklı alanlar…
Aslında öyle “gibi”, yani farklı “gibi” gözükse de bir ortak paydaları var.
Dünyada da öyle.
Sistem tıkandı.
Bir ucundan tutup bırakamıyorsun da.
O dönem de geçti.
Yay gerildi. Hedefe oku nişan alma zamanı gelip çatıyor.
Sistem sorgulanıyor kaçınılmaz olarak.
Elek su tutmuyor.
Nereye el atsan altından pis kokular çıkıyor. Daha önceden biliniyor. Bazılarını biz de kaç kez söylemişiz, yazmışız… ama üzerine gidilmemiş.
Ama o günler geliyor.
Sistem çözüm bulamadıkça daha bir karmaşıklaşıyor… daha çaresiz…
Çare “üretme” günleri geldi.
Büyük değişikliklerin doğumu, gün değilse bile, yıl saydığı kesin.
Sözün kısasına geliyoruz.
Üreticilerin Millî Hükümeti!
Bu ne demek??
Üretim Devrimi!
İşimize karışan emperyalist devletlere had bildirmek demek. Türkiye kendi menfaatine uygun, özgürce kararlar alabilmeli.
Büyük köklü değişiklikler yaptırım gücü ister!
Sancılı bir süreç. Ama sonu aydınlık.
Bebeğinizi kucağınıza aldığınız zamanı anımsayın.
O mutluluğu tadacağız.
Baştan bunu söyleyeyim. Sonra acı gerçeklere gelelim.
Hani diyorlar ya bu “18 milyar dolarlık” fon krizi finansal sistemin geneline yayılmadı, makro dengeler sağlam…
Kâğıttan şatolar ne kadar sağlam olabilir…
O kadar çok örneği var ki… esen yelin etkisinin katlanarak neden olduğu.
12 Eylül sonrasının amacı buydu zaten: “düğmesi bendedur,........
