menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pamuk’un Velican’ı

55 0
14.06.2026

Orhan Pamuk’un, “Seçme Hatıralar, Yazılar ve Bir Hikâye” alt başlıklı Kelimeler ve Resimler kitabı geçtiğimiz hafta içinde piyasaya çıktı. Hemen edindim ve başladım okumaya. Neredeyse bitirmek üzereyim. Kitap hakkında, birkaç yazı yazacak gibiyim. Sonra.

Şimdi, Pamuk’un Ara Güler hakkında yazdığı yazıda, bir paragrafa takıldım. Ara Güler Pamuk’a, ona çocukluğunun İstanbul’unu hatırlattığı için fotoğraflarını sevdiğini söylermiş, Pamuk ise itiraz eder, onları güzel bulduğu için sevdiğini belirtirmiş.

Ardından, şu paragraf geliyor:

“Güzellik ile hatıra birbirinden ayrı mıdır? Güzel olan şey, biraz da aşina olduğumuz ve hatıralarımıza benzediği için öyle değil midir? 16. yüzyılda hem bugünkü İran’da hem de İstanbul’da resmetmiş nakkaşlardan Velican, ‘Güzellik, aklın kendiliğinden bildiği şeyi, gözün dünyada yeniden keşfetmesidir,’ demişti.”

Bu paragraf beni düşündürdü, çünkü Pamuk, estetik tarihinde çok eski bir tartışmayı açıyor. Güzellik, nesnenin kendisinden midir yoksa bizim hafızamızın ve yaşantımızın ona kattığı anlamdan mı? Pamuk burada açıkça ikinci kutba yaklaşıyor: Ara Güler’in fotoğraflarını biçimsel olmanın ötesinde kendi İstanbul’u ile kurduğu bağ nedeniyle güzel bulduğunu kabul etmeye başlıyor. Bu, biraz da, Proustçu bir estetik anlayışa da götürülebilecek bir yapı kuruyor. Güzellik, onda, hatıranın ışığı altında daha bir parlak sanki.

CÜMLENİN ARDINDAKİ ANLAM

Pamuk’un bu paragrafta yaptığı şey, dikkat edilirse, Velican’ın cümlesini yalnızca kendi sezgisinin teyidi için kullanmasıdır. Güzellik ile hatıranın ayrılamayacağını söylemek için 16. yüzyıldan bir nakkaşa uzanıyor. Hakkıdır ama Velican’ın o cümlesi, Pamuk’un çektiği sınırdan çok daha geniş anlamlar içeriyor. Velican, hem........

© Aydınlık