menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beklenti tuzağı: Muhalefet siyasetinde umut, algı ve gerçeklik arasındaki tehlikeli mesafe

4 0
11.09.2026

Partinin yükselme ihtimalinin bulunması ile yükselişinin kaçınılmaz olduğuna inanılması birbirinden tamamen farklı iki önermedir. Birincisi siyasal analizdir; ikincisi ise yeterince sınanmadığında beklenti tuzağının başlangıcı olabilir. Bu Yeni Parti açısından bugün üzerinde durulması gereken bir tehlikedir.

Türkiye siyaseti yeni bir partiyle birlikte yeni bir tartışmanın içine girdi. Özgür Özel'in liderliğinde kurulan Yeni Parti henüz siyasal ve örgütsel kapasitesini sınama imkânı bulamadan, kamuoyunun bir bölümünde geleceğin iktidar partisi olarak görülmeye başlandı. CHP'nin birkaç puana kadar gerileyeceği, seçmeninin büyük bölümünün Yeni Parti'ye geçeceği ve yeni oluşumun yüzde 30-35 bandına yerleşerek yapılacak ilk seçimde iktidarın en güçlü adayı hâline geleceği yönündeki değerlendirmeler giderek daha sık dile getiriliyor.

Buradaki sorun Yeni Parti'nin başarılı olup olamayacağı değildir. Başarılı olabilir; hatta Türkiye siyasetinin dengelerini değiştirecek ölçüde güçlü bir aktöre de dönüşebilir.

Sorun, henüz gerçekleşmemiş bir siyasal sonucun gerçekleşmiş gibi kabul edilmeye başlanmasıdır.

Türkiye muhalefetinin geçmiş deneyimleri dikkate alındığında bu durumun üzerinde özellikle durmak gerekir. Çünkü muhalif kamuoyunun daha önce de gerçek siyasal kapasite ile arzu edilen siyasal sonuç arasındaki mesafeyi ortadan kaldıran beklenti dalgaları ürettiğini gördük.

Bu durumu "beklenti tuzağı" olarak adlandırmak mümkündür.

Beklenti tuzağı nedir?

Beklenti tuzağı, siyasal bir aktörün gerçek örgütsel kapasitesi, toplumsal desteği ve seçim performansı henüz sınanmadan onun gelecekteki başarısının kesinliğe yakın bir sonuç olarak sunulmasıyla ortaya çıkar.

Başlangıçta beklenti faydalıdır. Yeni bir siyasi hareketin görünürlüğünü artırır, seçmenleri harekete geçirir, örgütlenmeye enerji kazandırır ve değişimin mümkün olduğu duygusunu güçlendirir.

Ancak beklenti ile gerçek kapasite arasındaki mesafe büyüdüğünde aynı mekanizma tersine çalışmaya başlar.

Bir parti için yüzde 15 başarı kabul edilebilecekken kamuoyuna sürekli yüzde 35 anlatılmışsa, yüzde 20'lik seçim sonucu artık başarı olarak algılanmayabilir. Parti objektif olarak önemli bir siyasal güç hâline gelmiş olsa bile kendisi hakkında önceden yaratılan ölçüt nedeniyle başarısız görülmeye başlanabilir.

Dolayısıyla beklenti tuzağının temel paradoksu şudur:Aşırı beklenti, siyasal başarı çıtasını yükseltirken başarısızlık sınırını da yukarı çeker.

Daha önemlisi, bu beklenti yalnızca seçmeni etkilemez. Zamanla parti yönetimini de etkiler. Liderler, parti kadroları ve destekçiler kendi oluşturdukları veya kendileri hakkında oluşturulan anlatıya inanmaya başlayabilirler. Böylece beklenti, gerçekliği ölçmenin aracı olmaktan çıkar ve gerçekliğin yerine geçer.

"Beklenti tuzağı" kavramının kökeni siyaset biliminden çok iktisat, özellikle de makroekonomi ve para politikası literatüründe aranmalıdır. İktisatta beklentiler yalnızca geleceğe ilişkin tahminler değildir; ekonomik aktörlerin bugünkü davranışlarını değiştiren ve bazı koşullarda beklenen sonucun ortaya çıkmasına bizzat katkıda bulunan değişkenlerdir.

Lawrence J. Christiano ve Christopher J. Gust, "The Expectations Trap Hypothesis" başlıklı çalışmalarında beklenti tuzağını para politikası üzerinden ele alırlar. Yazarlara göre 1970'lerde Amerikan Merkez Bankasının karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri, ekonomik aktörlerin yüksek enflasyon beklentilerini boşa çıkarmanın yaratacağı sonuçlardan çekinmesi ve bunun sonucunda söz konusu beklentileri doğrulayacak politikalara yönelmesidir. Burada beklenti artık geleceği tahmin eden pasif bir unsur değildir; karar vericinin davranışlarını etkileyerek gerçekliğin oluşumuna katılan aktif bir değişkene dönüşmektedir.

Kavram daha sonraki iktisat literatüründe de farklı modeller içerisinde geliştirilmiştir. Beklentilerin karar vericiler üzerinde yarattığı baskı, başlangıçta yalnızca geleceğe ilişkin bir öngörü olan beklentinin giderek karar süreçlerini biçimlendiren bağımsız bir değişkene dönüşebileceğini göstermektedir.

Bu makalede kavram iktisattaki teknik anlamıyla kullanılmamaktadır. İktisat literatüründeki beklenti tuzağı mekanizmasından hareketle kavram siyasal alana uyarlanmaktadır. Çünkü ekonomik aktörler gibi siyasal aktörler de kendileri hakkında oluşan beklentilerden bağımsız hareket etmezler. Seçmenlerin, medyanın, kanaat önderlerinin, akademisyenlerin ve parti çevrelerinin ürettiği beklentiler zaman içerisinde siyasi aktörün stratejisini, söylemini ve hatta kendi kapasitesine ilişkin algısını etkileyebilir.

Bu nedenle siyasal beklenti tuzağını şu şekilde tanımlamak mümkündür:

Siyasal beklenti tuzağı, bir siyasi aktörün henüz gerçekleşmemiş seçim başarısının medya, kamuoyu araştırmaları, kanaat önderleri ve destekçi çevreler tarafından yüksek olasılıklı, hatta kaçınılmaz bir sonuç olarak sunulması; bu beklentinin zamanla siyasi aktörün ve destekçilerinin gerçek kapasite algısının yerini alması ve gerçekleşen sonuç ile önceden oluşturulan başarı ölçütü arasındaki farkın siyasal hayal kırıklığına dönüşmesi sürecidir.

Bu uyarlama siyaset biliminin mevcut bulgularıyla da örtüşmektedir.

James C. Davies'in siyasal değişim ve devrimleri açıklamak amacıyla geliştirdiği J-eğrisi yaklaşımı, toplumsal huzursuzluğun yalnızca insanların mevcut koşullarından değil, bekledikleri koşullarla fiilen karşılaştıkları koşullar arasındaki mesafeden doğabileceğini ileri sürmektedir. Davies'in yaklaşımında belirleyici olan mutlak durumdan çok beklenti ile gerçekleşme arasındaki açılmadır. Siyasal beklenti tuzağının psikolojik zemini de benzer bir mekanizma üzerinde yükselmektedir.

Seçim........

© Açık Görüş