We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

ABDÜLHAMİD YALANLARI (1)

42 1 1
15.04.2022

Bu Yalanlara Niçin Başvuruluyor?
Sultan Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu'nun son padişahıdır diyebiliriz. Çünkü, 31 Mart 1909 vakasından sonra, çok sakil bir şekilde tahttan indirilerek, yerine getirilen Sultan Reşad, İttihatçıların kuklasından başka bir şey değildi. Onun ölümü üzerine, Temmuz 1918'de tahta çıkan Vahdeddin ise, İngilizlerin kuklası olmuş ve henüz Halife sıfatı üzerindeyken, 17 Kasım 1922'de İngiltere'ye sığınmıştı. İşte bu nedenle, diyoruz ki, Sultan Abdülhamid, gerçek bir Türk padişahı gibi devlete hükmeden, ülkeyi, vatanın ve milletin yüksek menfaatlerini gözeterek yönetmeyi başaran son Osmanlı Padişahıdır. Osmanlı Devleti'nin tarihe intikal etmesinin ardından yüz yıl geçmiştir. Fakat ne yazık ki, yüz yıl sonra bile, o dönemi değerlendirirken, önyargılarının etkisinden kurtulamayanlar vardır ki, bu yüzden de, Abdülhamid hakkında objektif değerlendirmeler yapamamaktadırlar. Önyargılar büyük ölçüde, yapay siyasî ayrılıklardan beslenmektedir. Bu siyasî ayrılıkların temeli de, sözde, Abdülhamid'in 'diktatörlüğüne' karşı hürriyet mücadelesi veren İngiltere hayranı İttihatçılara ve onlara muhalefet için kurulan Hürriyet ve İtilâf Fırkası'na kadar gitmektedir. Gerçi, bu iki parti de, Cumhuriyetle birlikte, tarihin tozlu raflarına kalkmışlardır. Fakat, etkileri, günümüzde de devam etmektedir. Şunu açıklıkla belirtelim ki, zaten, mevcut siyasî ayrılıkların hepsi yapaydır; tarihimizle, milletimizin sosyal gelişmesiyle uzaktan yakından bir ilgileri yoktur. Batı'da yaşanan ne varsa, hiç sorgulanmadan taklit edilmektedir. Cemil Meriç boşuna, “Taklitten maymuna döndük” demiyor!
Attilâ İlhan, “Hangi Batı” adlı kitabında, aydınlarımızın dramını şu sözleriyle, ne de güzel özetliyor: “Bize, çağdaşlaşma sorununu, çağdaş yöntemlerle ulusal uygarlık bileşimi yapmak diye değil, Batılı kapitalist ülkelere benzemek diye anlatmışlardı. Bu yüzden, geçmişimize burun kıvırıyor, kendimizden olanı küçümsüyor, Batıcılığı, Batılılara öykünmek diye alıyorduk!”
Attilâ İlhan'a göre, aydınlarımızın durumu, toplumcular olarak daha da kötüdür: “1930 yıllarından başlayarak, dogmalaşmış bir sosyalist öğreti, millî ve ferdî bileşim olanaklarını, a priori olarak zaten yok etmiş; başarılı toplumculuğu, belirli, doğruluğu önceden, başkaları tarafından tespit edilmiş bir standarda uymak olarak önümüze koymuştu. Bir tuhaf, bir ağlatası sonucu vardır bunun; ikisi de sentezci değil, taklitçi olduklarından, gardırop Atatürkçüsüyle Stalin Komünisti, akla hayâle gelmedik bir yerde buluşurlar. Önerdikleri kurtuluş reçeteleri, millî değildir kapmadır; yaratıcı ve........

© Yeşilgiresun


Get it on Google Play