İnsanlar dost olduklarında adalete ihtiyaç duymazlar, fakat adil insanlar bile dostluğa ihtiyaç duyarlar
İnsanlar dost olduklarında adalete ihtiyaç duymazlar, fakat adil insanlar bile dostluğa ihtiyaç duyarlar
Bir önceki yazıda Türkiye’de bugün 433 bini aşmış olan cezaevi nüfusunun bizi sadece “Bu ülkede ne kadar suç işleniyor?” sorusuna değil, belki bundan daha önemli olarak “biz suçla karşılaştığımızda ona nasıl cevap veriyor, hangi fiilleri hangi ölçülerde ve hangi yöntemlerle cezalandırıyoruz?” sorusuna yöneltmesi gerektiğini söylemiştik. Çünkü yaptığımız uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye’de suç oranlarının Almanya veya Fransa’dan, cezaevi nüfusumuzdaki devasa farkı açıklayabilecek ölçüde yüksek olduğunu gösteren bir veri olmadığını, hatta bazı suç türlerinde kayıtlı oranların bu ülkelerde Türkiye’den daha yüksek olabildiğini gösteriyor.
Meseleyi bıraktığımız yer de tam burasıydı: Adalet.
Devletin cezalandırma yetkisi ancak adaleti gerçekleştirdiği ölçüde meşrudur ve adalet de her suçun karşısına mümkün olan en ağır cezayı koymakla değil, suç ile ceza, fail ile mağdur, toplumun güvenliği ile insanın özgürlüğü arasında doğru ölçüyü kurabilmekle gerçekleşir.
Elbette kamuya veya kişilere karşı işlenmiş suçlar cezasız kalmamalıdır. Bir insan başka bir insanı öldürmüşse, ağır biçimde yaralamışsa, malını gasp etmişse veya davranışlarıyla toplum için ciddi ve sürekli bir tehlike oluşturuyorsa devletin müdahale etmesi, gerektiğinde o kişinin özgürlüğünü sınırlandırması kaçınılmazdır. Hiçbir makul ceza siyaseti hapishaneyi bütünüyle ortadan kaldıramaz; zaten tartışmamız gereken mesele de ağır suçlar karşısında cezanın gerekip gerekmediği değildir.
Asıl mesele, özgürlükten mahrum bırakmayı ne kadar geniş bir suç alanında olağan cezalandırma biçimi hâline getirdiğimiz ve bunu yaparken ölçüyü ne kadar koruyabildiğimizdir.
Kur’an’ın adalet kavramının yanında ısrarla kıst ve mizan kavramlarının üzerinde de durduğunu hatırlamanın tam yeridir. Allah sadece adaleti emretmiyor, insanların kıst ile kaim olmalarını, hakkı ve ölçüyü titizlikle ayakta tutmalarını da emrediyor. Rahman Suresi’nde ise bütün kâinatın düzeni mizan üzerinden anlatılıyor: Göğü yükselten Allah mizanı koyuyor ve hemen ardından “Mizanda haddi aşmayın” buyuruyor.
Çünkü ölçüyü kaybettiğinizde adalet adına hareket ediyor olsanız bile adaletsizlik üretmeye başlayabilirsiniz. Bir insanın işlediği suçun karşılığını vermemek mağdura karşı zulüm olabileceği gibi, işlediği fiilin gerektirdiğinden daha ağır bir cezaya maruz bırakılması da faile........
