Hürmüz Boğazı’ndan milletin boğazına
Türkiye ekonomisi açısından Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gerilimlerin etkisini yalnızca enerji maliyetlerinin yükselmesi şeklinde okumak, meseleye adeta at gözlüğüyle bakmak olur. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu gelişmeler Türkiye’nin üretim yapısının dışsal şoklara karşı ne kadar hassas olduğunu gösteren bir stres testi niteliği taşıyor. Enerji ithalatına yüksek bağımlılık, tarımsal üretimde ithal girdi yoğunluğu ve sanayide ara malı bağımlılığı gibi yapısal özellikler, küresel arz şoklarının Türkiye ekonomisinde daha güçlü hissedilmesine neden oluyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda başlayan bu kriz, yalnızca enerji piyasalarında değil; sanayi üretimi, tarım maliyetleri, dış ticaret dengesi ve enflasyon dinamikleri üzerinde de belirleyici bir rol oynuyor. Ezcümle, Hürmüz’de yaşanan her gerilim dalga dalga büyüyerek Türkiye’deki tüketici fiyatlarına ve hanehalkının yaşam maliyetine kadar ulaşmakta; böylece Hürmüz Boğazı’nda başlayan bir krizin milletin boğazına kadar uzanan bir ekonomik hikâyeye dönüştüğüne şahitlik etmekteyiz.
ARZ ŞOKU
Her ne kadar bizim “ulu” Merkez Bankamız enflasyonun talep tarafına odaklanmakta ısrar etse de Türkiye’de enflasyonun asıl hikâyesi çoktan maliyet ve beklenti cephesine taşınmış durumda. Zaten fiyatlama davranışının pusulası şaşmış güzel ülkemde, şimdi bir de petrol şoku kapıyı çalınca raflardaki etiketlerin ne yöne savrulacağını merakla değil, biraz da nefesimizi tutarak izliyoruz. Vatandaş olarak yeni fiyat etiketlerinin sahneye çıkacağı o meşhur anı bekleyen bir seyirci gibiyiz aslında perde her açıldığında sürpriz yapan bir oyun izler gibi........
