menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kadim tarihin izler her yerde

32 0
09.05.2026

SAVAŞIN GİREMEDİĞİ HATIRALAR: İRAN-2 GEZİ: DR. NURENDA YAŞAR COŞKUN

Ezanlar bir ağıt gibi adeta

Ülkedeki ezan sesine alışmak birkaç günü alıyor. Ezan bir ağıt gibi adeta, farklı bir makamda okunuyor, değişik cümleler eklenmiş. Beş vakit namazı kabul ediyorlar fakat öğlen ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı cem ediyorlar dolayısıyla üç vakit kılmış gibi oluyorlar. Sünnîlerde özel durumlarda cem edilirken, Şiîlerde bu sürekli bir ruhsattır. Ayrıca her mescidde köşede bir yerde mutlaka mühür taşlarının olduğu bir kutu bulunuyor. Şiîlerde secde taş veya toprak gibi insan yapımı olmayan şeyler üzerine yapılmalı gibi bir anlayış var. Bu mühürler özellikle Kerbela toprağından yapılıyor ve bunun üzerine secde ediliyor. Cami içlerinde Humeyni ve Hamaney’in resimleri asılı. Ayrıca cemaatle namazlardan önce Humeyni’ye dualar ediliyor. Namaz kılınışında da birtakım farklılıklar göze çarpıyor. İbadet ve amellerinin farklılığı elbette itikat farklılığının bir sonucu. 

Bugün İran’da yaygın olan İmamiyye Şiîliği, itikatlarının önemli bir noktası. Onlara göre, Efendimiz’den (asm) sonra Müslümanlara yol gösterme görevi imamlara verilmiş ve bu imamlar Allah tarafından görevlendirilmiş, masum, hatasız ve günahsız insanlar olarak kabul ediliyor. Onlara göre son imam Muhammed Mehdi ise ölmemiş ve Allah tarafından gizlenmiştir. Ahirzamanda geri dönecektir. Yani onların nezdinde Mehdi sonradan doğacak biri değil; zaten doğmuş olan ve sonradan ortaya çıkacak olan biridir. Ayrıca Mehdinin gizlenmesinden sonra toplumun dinî düzenini koruyan ve yöneten âlimlerdir ki bu da İran’daki dinî liderlik sisteminin temelidir.

Gelelim yemeklerine; dünyada safranın yüzde seksen doksan üretimi İran’da. Dolayısıyla tüketimi de çok fazla. Dünyanın en pahalı baharatı olan safran, İran’da çok çeşitli yemeklerde kullanılabiliyor. Meselâ hemen hemen her pilavda safran oluyor. Bunun dışında yemeklere de kullanıyorlar, hatta tatlılara bile. Bir de “aş” dedikleri çorba gibi bir yemekleri var. Sokak lezzeti de diyebiliriz. İranlı bir arkadaşımız bu yemeğin en güzel yapıldığı yere götürmüştü. Farklı bakliyatlar, erişte ve ıspanaktan yapılan bu yemek üzerine yoğurt ve nane sosu dökülerek yeniyor. Fast food yemeklere göre çok daha besleyici ve özelikle büyük şehirlerde sokak aralarında çok yaygın. Bazen hayır yemeği olarak da dağıtılıyor. Biz de sokakta dağıtılırken denk gelmiştik ve tadına bakmıştık.

İsfahan’da Yeni Culfa denilen bölgede Ermenilere ait Vank Katedraline gittik. Burası Hz. İsa ve Hristiyanlık tasvirleriyle dolu bir Ermeni kilisesi. Ülkedeki Ermeni nüfusun çoğu bu katedralin olduğu bölgede yaşıyor. Bu kilisenin bir bölümü sözde Ermeni soykırımına ait sağ kalanların ifadeleri, kemikleri, fotoğrafları ve belgeleriyle dolu. İran devleti bu konuda net bir tavır sergilemiyor. 

Yine İsfahan’da ki Çehel Sütun sarayında Çaldıran savaşına ait devasa bir fresk mevcut. Bu resimde savaş tabiî ki taraflı anlatılmış ve savaşın kahramanı Şah İsmail olarak gösterilmiş. Şah İsmail’in ordusunun ateşli silâh kullanmaması yenilginin sebebi olarak yansıtılmış.

İsfahan’daki günlerimiz sona ererken bu masalsı şehrin etkisinde uzun süre kalacağımızı tahmin etmemiştik.

Şiraz, İsfahan’dan güneye doğru dört saat uzaklıkta bir mesafede bulunan bir şehir. İsfahan’dan taksiyle çıktığımız Şiraz yolculuğunda yol boyu taksiciyle sohbet ettik. Dikkatimi çeken noktalardan biri de kültürel seviyelerinin ve tarih bilgilerinin yüksek oluşuydu. Bunu yine sohbet ettiğimiz başka insanlarda da fark etmiştik. Kendi medeniyetlerinin tarihî sürecine hâkimler. Bu tarih bilinci, kendilerine yönelik bir farkındalık da oluşturmuş. Kendi kültür ve medeniyetinden kopma pahasına popüler kültürün etkisi altına giren bazı milletlere göre daha otantikler.

Taksiciyle dört saat muhabbetten sonra Şiraz’a varıyoruz ve taksiciye yanımızda getirdiğimiz Farsça Risale-i Nur’lardan hediye ediyoruz. 

Şiraz’a vardığımız ilk sabah Nasır El Mülk Camii karşılıyor bizi. Buraya pembe camii de deniliyor. Kaçar hanedanı dönemine ait.........

© Yeni Asya