Kazanan beşli, kaybeden millet
Halk, ekmeğe bile vergi öderken, bu şirketlerden, devlete tek kuruş vergi damlamamış! Bir kısmı zarar beyan etmiş; bazısı da vergiden “muaf” tutulmuş.
Tezgâh artıklarıyla tenceresini kaynatmaya çalışan bir kadına yüklenen vergiye mukabil, yandaş şirketlerin sıfır vergi ile gözetilmesi, vicdanları yaralayan bir adaletsizliktir.
Çocuklarım, kazandıkları burs imtihanlarının hiçbirinden ana-baba öğretmen olduğu için burs alamadılar. Babaları kuyumcu, avukat, serbest çalışan doktor olan arkadaşları burs aldılar. Onların geliri bizimkinden azmış, iyi mi?
“Milletin midesine sadece kuru ekmek giriyor.” ithamına karşı AKP Milletvekili Şahin Tin ne demişti?
-Kuru ekmek yiyorsalar aç değiller.
Bu insanları çok mu arıyorlar vekil yapmak için? Yoksa elini sallasan ellisi mi?
Kuru ekmek yiyenlerin “tok” sayıldığı günlerde, Saray’ın günlük harcaması 35 milyon! Saray’ın 1 yıllık harcamasıyla Hendek ilçesi kadar bir ilçenin sıfırdan tesisi mümkünmüş. 1 günlük harcaması ise 2746 emekli maaşına ve 1798 asgarî ücrete denk geliyormuş.
Dinimizin yasakladığı israf, “itibar” namıyla kutsanıyor.
Bir toplumda, israf övülüyor, kanaat küçümseniyorsa adaletin de izi kaybolur, bereketin de.
Mülk adaletle káimdir. Vergi ve gelir dağılımındaki durum, bu káidenin cârî olup olmadığının tezahür ettiği bir mâkestir.
Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, pazar filesinin ağırlığında, mutfak tüpünün sesinde, yarı aç nefislerin nefeslerinde aranmalıdır. Siyasetin gölgesi düşeli beri mahkemelerde bile kaybolan adaletin, sofralara, kasalara, keselere misafir olması mümkün mü?
İmkânla Mümkün Arasında
Cumhurbaşkanımız “imkânla mümkün arasında bir denge kurmak zorunda........
