İstibdat, meşveretin ruhuna zıttır - Meşveret, şûrâ ve şahs-ı mânevî-17
Risale-i Nur hizmetlerinde meşveret, İslâmî şûrâ anlayışının bir tezahürü ve şahs-ı manevînin ortak aklının ortaya çıkması olarak değerlendirilir. Bu sebeple meşveretin ruhunu koruyan en mühim esaslardan biri, istibdada kapı açmamaktır. Bu meseleyi de birkaç noktadan incelemeye çalışalım.
Usûlüne uygun işleyen bir meşverette istibdat olamaz. Çünkü istibdat ile meşveret birbirine zıt iki anlayıştır. Nur ve zulmet, gece ve gündüz gibi...
Bediüzzaman, hayatı boyunca istibdadın her çeşidine karşı şiddetli mukávemet etmiş; şahsî idare yerine meşvereti, rey-i vâhid yerine şûrâyı esas almıştır. Bu anlayış yalnız devlet idaresi için değil, cemâat ve cemiyet hayatı için de geçerlidir.
Ancak bir toplantının adına “meşveret” denilmesi, onun hakikaten meşveret olduğu manasına gelmez. Eğer; bir kişi veya dar bir grup sürekli kararları belirliyorsa, diğerleri fikirlerini rahatça ifade edemiyorsa, farklı fikirler dinlenmeden reddediliyorsa, insanlar itiraz etmekten korkuyorsa, kararlar delille değil, nüfuz ve baskıyla şekilleniyorsa orada şeklen meşveret bulunsa bile, fiilen istibdat tehlikesi ortaya çıkmış demektir. Risale-i Nur’un ruhuna göre meşveret, herkesin aynı düşündüğü yer değil; herkesin hür iradesiyle konuşabildiği zemindir.
Meşverette istibdadın en gizli şekli
Bazen istibdat farklı suretlere girebilir, farklı libâs giyebilir. ”Fakat meşru hakikî Meşrutiyetin müsemmasına ahd-ü peyman ettiğimden, istibdat ne şekilde olursa olsun, Meşrutiyet libâsı giysin ve ismini taksın, rast gelsem sille vuracağım.”1 ifadeleri istibdadın farklı libâs giydiği zaman reddedilmesi gerektiğini gösterir. Onun için meşveret adı altında zımnî istibdâdî tatbikatların sürdürülebilir ömrü kısadır. Bu tür meşveret toplantıları belki günü kurtarabilir, ancak ileride büyük problemlerin kapısını açmış olur.
Şu tavırlar da meşveretin ruhunu zedeleyebilir: “Bu konu konuşulamaz. Bu kararı sorgulayamazsınız. Falanca ne derse doğrudur. Büyükler karar verdi, artık kimse konuşmasın” gibi... Bu anlayışlar, şahs-ı manevî yerine şahıs merkezli bir yönetim anlayışına........
