"Hadi kalksana Kripto’nun katili ne oldu pehlivanlığına?!"
Doğan Bey, bilekleri ve ayaklarından bağlandığı yağlı, pis bir çark üzerinde, terden sırılsıklam kıvranmaktaydı. İşkence üzerine işkence ediliyordu!
Erkara, içki içtiği kupayı hışımla önündeki sofraya vurdu. Şarabın bir kısmı üzerine döküldü. Sinirlendiğinde eli ayağı titrer, yüzü bir daha kararırdı. Yine öyle oldu. Çalgı çalan kızlar müziği kesti. Oldukları yerde kaldılar. Bir kese parayı ortaya atıp, kızlara baktı.
Kızlar koşarcasına mekânı terk ederken, hışımla doğruldu. Elindeki maşrapada kalanı sonuna kadar kafasına dikti. Ağzının kenarlarından salya gibi, köpük ve şarap sızıyordu.
- Gülşah’ı Doğan’a yâr etmedim! Eğer Atmaca’ya bırakırsam, bana da Erkara demesinler! diye gürledi.
Kişinin işleri sağlanmış ise,
Ciğeri aşk ile dağlanmış ise,
Âşık tam gönülden bağlanmış ise,
Maşuk ayağına gelir demişler.
Erkara yabana atma sözümü!
Haramlardan saklıyorum gözümü,
Gönül bağlarından olgun üzümü,
Nasibi olanlar alır demişler.
ZİNDANDA NELER........
