Bu kadınlar yan yana gelmiş ne yapıyor?
Birkaç ay önce Sebahat Tuncel’in “Barışın kalıcılaşması adına, barışın toplumsallaşması adına kadınlar olarak bazı çalışmalar yapalım istiyoruz, bu çalışmaların ilkini de bir konferans olarak düşünüyoruz. Bu oluşumun çağrıcı heyetine katılır mısın” sorusuna duraksamadan “Elbette” yanıtı verdim. Tıpkı ‘1001 imza’ eyleminde olduğu gibi bu da ilk defa bir çağrıcı heyette olma teklifine evet deyişimdi.
İmzacılık ve çağrıcılık önemli ölçüde içi boşaltılmış kavramlardır bu ülkede, malumunuz. Ondandır ben de uzağında durmayı tercih etmiştim. Fakat bu defa iş farklı. Ülkenin tüm ışıkları bir bir sönmüş, ortalık karanlık, bu ortamın zifiri karanlığa dönmesini engelleyen tek unsur ise barış ihtimali bana göre. Üzerine çalışılabilecek, mücadele edilebilecek, kazanma şansımızın olduğu ve şayet başarabilirsek sönen o bütün ışıkların yeniden yanma fırsatı yakalayabileceği bir ihtimal…
Barışı tesis edebilirsek şayet yine hep beraber demokrasinin tesisi için de mücadele edebiliriz şüphesiz.
Barışın henüz güvenli sulara giremediği, hâlâ ‘her an her şey olabilir’ tedirginliğinde ilerleyen bu süreçte olumlu yönde esecek, estirilecek her rüzgârın içinde olmaya varım.
Elimi de kolumu da o taşın altına koymaya, tüm riskleri de endişelere rağmen göze almaya karar vermiş biriyim.
Zira dediğim gibi, sadece Kürtler için değil, Türkiye için de belki de son önemli şans, son kritik dönemeç, son mücadele alanı diye bakmaktayım meseleye…
Hele........
