Kapitalizm, insanlığın geleceği olamaz
Başlıktaki ifade yeni değil, 200 yıldır insanlığın gündeminde. 1848’de Marx ve Engels tarafından yayınlanan Komünist Manifesto, insanlığın geleceğinin nerede olduğunu en açık biçimiyle ortaya koymuştu esasen.
O zamandan bu yana köprülerin altından çok sular aktı. Sosyalizm deneyimi 20. yüzyılda Sovyetler Birliği uygulamasıyla yaşandı. 73 yıl sürdü. Yani toplumların yaşına kıyasla çok kısa sayılabilecek bir dönem. Ortalama bir insan ömründen fazla değil. Hadi peş peşe üç kuşak diyelim. Üstelik geriye kalana baktığımızda “yeni bir insan”, “bir sosyalist birey” yaratmanın, daha doğrusu sosyalist toplum kültürünü kalıcı olarak bütün topluma benimsetmenin ne kadar zor olduğu veya bunun bir türlü başarılamadığı anlaşılıyor. Gelir bölüşümünün bugünkü Rusya’da bazı gelişmiş kapitalist ülkelerden bile daha kötü bir tablo sergilemesi, emekçilerin kazanımlarının çok kısa süre içinde oligarklar tarafından yağmalanmasına ciddi toplumsal/ siyasal tepki gösterilememesi sadece içerdeki hainler ile emperyalizmin işbirliği üzerinden açıklanamaz. Kilise dogmalarının bu kadar çabuk hortlayabilmesi de gösteriyor ki, aydınlanma devrimi bile tamamlanmayı bekliyor. Yenilmek tamam ama bu kadar kolay teslim olunmamalıydı.
Küba deneyi ise 67 yıldır uygulamada ve halen sürüyor. Üstelik bu dönemin yarıdan fazlasında Sovyetler Birliği şemsiyesi ortadan kalkmışken... En saldırgan emperyalist ülkenin burnunun dibinde Devrimin korunabiliyor olması kuşkusuz büyük başarıdır. Siyasi, ideolojik ve toplumsal kararlılığın, sosyalizme inancın, uluslararası dayanışmanın tezahürüdür. Bu yüzden Küba Devrimi mutlaka korunmalıdır.
K. Kore bir tarafa, Çin, Vietnam gibi komünist partiler yönetimi altında milliyetçi-devletçi bir piyasa ekonomisini uygulayan ülkeleri de kategorik olarak dünya kapitalist/emperyalist sisteminin çarkları içine atamayız. Dünyanın siyasi-ekonomik dengeleri giderek daha fazla Çin-ABD saflaşması üzerinde kurulurken, farklılıkları yok sayamayız.
Dünya felakete sürükleniyor
Bu sırada kapitalist-emperyalist sistem dünyayı çok katmanlı felaketlere sürüklemekte dur-durak tanımıyor. Emperyalizmin savaşları körükleyici işlevi zaten doğasına uygun. Canlı örnekleri Ukrayna-İran ve Filistin-Lübnan üzerinden sıcağı sıcağına yaşanıyor. Bölgesel savaşlar artık “Soğuk Savaş” döneminden daha fazla bir nükleer küresel savaşa evrilme riski taşıyor. Hegemonyasını tehdit altında gören ABD’nin, kışkırttığı müttefiklerini de peşine katarak, Batı Pasifik’te daha büyük maceralara girişmesi olasılığı artık uzun döneme bile kalmayabilir.
Bir de daha uzun bir kuluçka dönemine ihtiyaç duyan felaketler var. İklim-doğa-çevre krizi tam da bunun merkezinde. Ama bu felaketi bugün daha görünür kılan, sözünü ettiğimiz uzun kuluçka döneminin başlarında değil de sonlarında bulunuyor olmamız. Küresel ısınmanın kapitalist sistemin yağmacı karakteri altında artık dizginlenemeyeceği bugün büyük ölçüde........
