menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yenilme sanatı

74 0
13.09.2026

CHP’nin 103. kuruluş yıldönümü için hazırladığı reklam filminde partinin 103 yıllık tarihinden görüntüler, liderlerin konuşmaları var.

Filmin en dikkat çekici bölümlerinden biri 14 Mayıs 1950 seçimleriyle ilgili.

27 yıllık CHP iktidarını sona erdiren, Demokrat Parti’yi iktidara getiren seçimlerin ardından İsmet İnönü’nün şu sözleri duyuluyor:

“Millet kimi seçtiyse onlar vazifelendirilecek. En büyük hezimetim, en büyük zaferimdir.”

Hezimet gerçekten büyüktü.

14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti yüzde 53,3 oyla 408 milletvekili çıkardı. CHP yüzde 39,8 oyla 69 milletvekilinde kaldı.

1923’ten beri ülkeyi tek başına yöneten kurucu parti iktidarı kaybetmiş, 1938’den beri Cumhurbaşkanı olan Milli Şef İsmet İnönü iktidardan düşmüştü.

Ama İnönü, bu ihtimali 14 Mayıs gecesi ilk kez düşünmemişti.

1949 yılının Ekim ayında oğlu Erdal İnönü’ye yazdığı özel bir mektupta şöyle diyordu:

“Gelecek sene seçimi kazansak da, kazanmasak da, umurumda değil.”

Mart 1950’de yine Erdal İnönü’ye:

“Ne netice olsa memnun olacağım.”

Bir başka mektubunda:

“Netice ne çıkarsa şeref bizimdir… Kazansak da, kaybetsek de… Hiçbir endişem yok…”

“Neticeyi sükûnet ile bekliyoruz.”

Aynı ay içinde Erdal İnönü’ye yazdığı başka bir mektupta ise sadece kendisini değil ailesini de muhtemel bir yenilgiye hazırladığını söylüyordu:

“Netice ne olursa olsun, annen ve kardeşlerin iyi ve keyifli karşılamaya kendimizi tamamıyla hazırladık. Senin de tabii ve feylosofça karşılayacağına eminim.”

Nihat Erim’in 25 Nisan 1950 tarihli günlüğündeki gözlemleri de aynı günlerde İnönü’nün çevresini seçim yenilgisi ihtimaline hazırladığını gösteriyor:

“İnönü neşeli görünüyor. Seçim neticesinde kaybetmenin de kazanmanın da bizim için şeref teşkil edeceğini telkin ediyordu. Bilhassa az bir çoklukla iktidarı almanın iyi olmayacağını [söylüyor]. ‘Böyle olmaktan ise, büyük sayı ile azınlıkta kalma tercih edilir’ diyor.”

Erim gözlemini şöyle sürdürüyor:

“Bu konuşmalarla herkesi kaybetme ihtimali karşısında zihnen ve mânen hazır bulundurmak istiyor. Benim anladığıma göre, İnönü, hakikaten bir kaybı yadırgamayacaktır. Şüphesiz kazanmak istiyor; ama kaybı 1946’daki zihniyet ile mütalaa etmiyor.”

CHP yöneticilerinin çoğu ise İnönü kadar ihtiyatlı değildi.

Nihat Erim, seçimden hemen önce yaptığı bir açıklamada:

“CHP’nin görüşü şudur: Vaziyetimizi 1947, 1948 ve 1949 ile mukayese edersek, CHP lehine bir inkişaf vardır. Umumî kanaat, CHP’nin yeni Meclis’te büyük bir ekseriyet sağlayacağıdır.”

Hürriyet gazetesi de Nisan ayında CHP’nin 300 milletvekili kazanmayı umduğunu yazıyordu.

Nâdir Nadi’nin yıllar sonra anlattığına göre, 1950 yılı başlarında CHP yöneticileri arasında seçim sonucuna ilişkin belirgin bir iyimserlik vardı:

“Nihat Erim, Vedat Dicleli, Cemil Sait Barlas gibi, çoğu CHP 35’ler grubunun ileri gelen aydın üyelerini uzun boylu dinledim. Seçimlerin sonucu hakkında hiç de kötümser görünmüyorlardı arkadaşlar… Nasıl olsa kazanacaklarına inanır bir hâlleri vardı.”

Hilmi Uran da anılarında aynı havayı anlatıyor:

“Biz Cumhuriyet Halk Partisi mensup mebuslar olarak, bazı vilâyetlerimiz hariç olmak üzere, 1950 senesi için de seçimi kazanacağımız ihtimalini galip görüyorduk.”

Ama Uran’a göre İnönü farklıydı:

“İçimizde yine sayın İnönü idi ki, kendisini her iki ihtimalin tahakkuk ve tecellisine göre çok........

© Serbestiyet