Din ve Taklid
Taklit, delil olmaksızın bir sözü kabul etmektir. Başkasını taklit edene "mukallit" denir. Genelde büyüklerin hal ve hareketleri taklit edilir. İyi yolda olanları taklit, iyi bir haslettir. Kötü yolda gidenleri taklit ise, büyük bir felakettir. Bu tür taklit, mühim bir şahsiyet zaafıdır ve gerçeğe ulaşmaya büyük bir engeldir.
Kur'an-ı Kerim, körü körüne taklidi şiddetle reddeder. Mesela, şu âyete bakalım:
"Onlara 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'hayır, biz atalarımızı ne üzere bulduksa ona uyarız' dediler. Ya ataları bir şeye akıl erdiremez ve doğruyu seçemez kimselerse, yine mi onlara uyacaklar?"[1]
Bediüzzaman körü körüne taklid hususunda şöyle der:
“Körü körüne taklid dahi, çok defa maskaralık olur.”[2]
Mezhepsizliği esas alanların önemli bir dayanağı, taklidin dinen hoş karşılanmamasıdır. Hâlbuki taklidin dinen hoş karşılanmayanı olduğu gibi, hoş karşılananı, hatta emredileni vardır. Âmâlar görenlerin rehberliğinde yol alırlar. Hastalar, terkibini bilmese de doktorun verdiği ilacı kullanırlar.
Taklidin dinen kınanmış olduğunu söyleyip mezhepleri reddedenlerin unuttukları veya nazara almadıkları önemli bir nokta, insanların ekserisinin avam olduklarını göz ardı etmeleridir. Bediüzzaman şöyle der:
“Nev'-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikate nüfuz etsin ve hakikati hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemet insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler.”[3]
Beydavi, şöyle der: "İçtihada gücü yeten için taklit yasaktır. Ancak peygamberler ve müçtehitlere uymak, taklit değil, Allah'ın indirdiğine tabi olmaktır." [4]
Bu konuda Kurtubî de şöyle der: "Küfür ve masiyette ataları taklit batıldır. Hak'ta taklit ise, dinin asıllarından bir asıldır."[5]
Nitekim Allah, önceki peygamberlerden bahsederken Hz. Peygamber'e şöyle der:
"İşte onlar Allah’ın yol gösterdiği kişilerdir. Sen de onların gittiği yola tabi ol!"[6]
Bediüzzaman’ın şu ifadelerinde........
