menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Topraktan Rahmete

9 0
25.06.2026

Bismillah

"Bilsen, bilmesen, hazine-i rahmet kapısı olan toprak tarafından senin rızkın gelecektir.”

Yirmidördüncü Söz

​Sözlerde ki bu ifade “Bilsen, bilmesen...” kaydı, insanın cüzi bilgisinin sınırlarına teslim edilmemiş, insan idrakine muhtaç olmadan işleyen külli bir sistemi ilan eder. Bizler toprağın derinliklerindeki elektrostatik dengeleri, iyon alışverişlerini ya da elementlerin mikroskobik boyutlardaki hareketlerini bilsek de bilmesek de, o sessiz fabrika bizim için aralıksız çalışmaya devam eder. Toprağın bu rızık ulaştırıcı kimliği, rastlantısal bir jeolojik birikimin değil, bir atomik mimarinin neticesidir.

​Toprağı ve rızkı anlamak için, nazarlarımızı yüzeyin altına, yer kabuğunun temel iskeletini oluşturan kayalar tabakasına indirmemiz gerekir. Zahiren sert görünen bu kütleler, aslında üstteki hayatlara vasıta ve beslenmesine hizmet eden ilk istasyondur.

“Zira görmüyor musunuz ki, o pek sert ve pek camid ve toprak altında bir tabaka-i azîme teşkil eden o koca taşlar, o kadar evamir-i İlahiyeye karşı muti’ ve müsahhar ve icraat-ı Rabbaniye altında o kadar yumuşak ve emirberdir ki, havada ağaçların teşkilinde tasarrufat-ı İlahiye ne derece sühuletle cereyan ediyor.” (Sözler 248.sh – Risale-i Nur)

Üstadım Said Nursi hazretlerinin ifadesiyle “Pek sert ve pek camid ve toprak altında bir tabaka-i azîme teşkil eden o koca taşlar…”

İnsan aklının ilk kabulü, sert olanın kırıldığı, bükülmediği ve hareket etmediğidir. Oysa hem mehazın nazarı hem de jeolojinin verileri, bu sert cismin aslında “yumuşak ve emirber” olduğunu söyler.

Fen der;

Yerküremizin en dış katmanı olan taş küre, ortalama 30-100 km kalınlığında olup bazalt ve granit gibi dayanıklı kayaçlardan müteşekkildir. Bu katman, altındaki astenosfer tabakası üzerinde yüzer vaziyettedir.

Taş bloklar, yılda ortalama 2-15 cm hızla hareket eder. Bu hız gözle fark edilemeyecek kadar yavaştır, ancak jeolojik zaman ölçeğinde bu katı tabakalar, okyanusları açar, dağları yükseltir ve kıtaları birbirinden ayırır. İşte bu durum, Üstadım hazretlerinin “icraat-ı Rabbaniye altında yumuşak ve emirber” ifadesini karşılar. Katı madde, üzerine etki eden basınç ve sıcaklık karşısında tıpkı bir balçık gibi akar.

Fen, maddelerin akış ve deformasyon özelliklerini de inceler. Kayaçlar için bu alandaki kural ise, bir malzeme üzerine uygulanan basınç, onun “elastik sınırını” aşarsa, malzeme ya kırılır ya da akar.

Sertlik görecelidir; zaman ve basınç, her katıyı yumuşak bir varlığa dönüştürülmesine vesile olabilir.

Dağlar eridikçe yerkabuğu hafifler ve “yumuşak” bir zeminde yükselir. Tüm bu süreçler, hiçbir aksama olmadan, matematiksel işler.

Mehaz da dikkat şudur: “Havada ağaçların teşkilinde tasarrufat-ı İlahiye ne derece sühuletle cereyan ediyor.”

Ağaçta ki sühulet; Suyun kılcal damarlarla çıkması, basınç ve terleme çekimiyle saniyeler içinde gerçekleşir.

Taşta ki sühulet ise; Magmanın yüzeye çıkışı veya dağ oluşumu binlerce yıl sürer; ancak enerji verimliliği ve kurallara bağlılık açısından aynı derecede “zahmetsiz”dir.

Her iki süreç de termodinamiğin ikinci yasası olan entropi ve kütle çekimi kanunu gibi sabitlere tabidir. Bu mehazlardaki, sühulet vurgusu ile; koca dağların hareketi de çiçeğin açması da ilahi kudret nazarında denktir.

Jeoloji, taş tabakalarının hareketini izah ederken; Risale-i Nur bu kanunların arkasındaki “tek iradeyi” gösterir. İkisi arasında bağlantı görülür.

Bilim, “Taşlar nasıl hareket eder?” sorusuna cevap verir.

Risale-i Nur, “Bu hareketi kim düzenler ve niçin hatasız işler?” sorusuna cevap verir.

Hâlıkımız, Jeolojik düsturuyla kudretini konuşturur.

Eğer bu sert ve ölü görünen taşlar, Hâlık’ımızın jeolojik düsturlarıyla eriyip şekil değiştirebiliyorsa; toprağa karışan insan cesetlerinin yeniden diriltilmesi de O’nun kudreti için aynı derecede kolaydır. Tıpkı kışın ölen toprağın ilkbaharda dirildiği gibi. Hâlık, kudretini konuştururken ne bir enerji sarfiyatı ne de bir zorlanma vardır; çünkü O’nun düsturları, O’nun emirber memurlarıdır.

Maksadımız, yer sarayının temel taşlarının üç temel fıtrî vazifesini fen verileriyle, haşir ve tevhid hakikatlerine bir köprü kurmaktır.

Toprak bitkilere analık edip onları yetiştirirken; taş tabakası da fiziksel ve kimyasal çözünme yoluyla sürekli ufalanarak toprağa yardım eder.

Evet Taş, toprağın beslenme kaynağı ve bitkilerin gıda deposudur. Sert ve ölü görünen kaya, bu yönüyle toprağın bereketini sürekli yenileyen canlı bir fabrika gibi çalışır. Eğer taşlar ufalanmasaydı, toprak birkaç mevsimde tükenir ve yeryüzü çoraklaşırdı.

Yerkabuğundaki kireç taşı, kum taşı ve bazalt gibi kayaçlar, birincil ve ikincil geçirimlilikleri sayesinde doğal su depoları vazifesi görür. Yağmur suları, bu kayaçların içindeki mikroskobik çatlaklar ve gözenekler boyunca, hiçbir dirençle karşılaşmadan süzülür.

Tıpkı insan vücudundaki damarların kanı organlara ulaştırması gibi, yerin altındaki bu taş damarlar da suyu yerin derinliklerinden pınarlara, çeşmelere ve nehirlere taşır. Taş, burada suya zorluk çıkaran bir engel değil; aksine suyu muhafaza eden ve onu muntazam bir şekilde sevk eden bir kanal görevlisi gibidir.

Taşlar yer altı sularını belli bir mizan ve ölçüyle biriktirerek çeşmeler ve nehirler halinde yeryüzüne akıtır.

Yer altı suları, geçirimsiz bir kil tabakasına veya ana kayaya dayandığında, taşların oluşturduğu doğal havzalarda belirli bir basınç ve denge ile toplanır. Bu sular, yerçekimi ve basınç farklarıyla hareket ederek, dağ eteklerinde kaynaklar halinde yeryüzüne çıkar.

Bu süreçteki mizan hayat icin gereklidir. Taşlar, bu hassas dengeyi sağlayarak hem içme suyunu hem de tarım suyunu zamanında ve kararında insanlığa sunar. Bu, taş tabakasının memuriyetidir.

Havada serbestçe büyüyen ağaç dalları gibi, yerin altında da nazik bitki kökleri o sert kayaların mikro çatlaklarında hiçbir direnç görmeden, rahatça yol alır. Taş, ilahi sevk ile ipeksi köklere yol veren bir memur olur.

Bu yönden Jeoloji ve biyoloji fenleri birlikte çalışma ile gösterir ki; Bitki kökleri, toprağın derinliklerine doğru ilerlerken kayaçların doğal çatlaklarına ve gözeneklerine sevk-i kaderi ile istihdam edilir. Kök salgıladığı zayıf asitlerle kaya yüzeyini daha da........

© Risale Haber