Risale-i Nur’da Hukuk, Vicdan ve İnsaniyet
“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Hadis-i Şerif- Tirmizî, Birr ve Sıla, 15)
İnsanın iç dünyasında sessiz bir mahkeme vardır: vicdan.
Dış dünyanın karmaşası, hukukun teknik dili, hayatın sert akışı bazen bu mahkemenin sesini bastırır; fakat vicdan, insanın en derin yerinde adaleti fısıldamaya devam eder.
Risale-i Nur, hukuku yalnızca kanun maddeleriyle değil, insanın içsel adalet arayışıyla birlikte ele alır. Bu yüzden Risale-i Nur’da adalet hem aklın hem kalbin ortak bir meselesidir.
Vicdan: Hukukun Gerçekçi Başlangıç Noktası
Vicdan, romantik bir duygu değil; insanın en realist terazisidir.
Bir sözün ağırlığını, bir davranışın doğruluğunu, bir kararın insaniyetini ölçen ilk yer orasıdır. Bediüzzaman’ın vicdanı dört temel unsurla tanımlaması—şuur, his, irade ve latife-i Rabbaniye—bu içsel mahkemenin hem duygusal hem akli hem de iradi bir yapıya sahip olduğunu gösterir.
Risale-i Nur’da vicdan, hukukun öncesidir.
Hukuk dışarıda başlar; vicdan içeride.
Hukuk maddelerle konuşur; vicdan hakikatle.
Bu yüzden Bediüzzaman’ın şu cümlesi, savunma hakkının yalnız hukuki değil, fıtrî ve vicdanî bir hak olduğunu gösterir:
“Herkes, hukukunu müdafaa için lüzum gördüğü meşrû vesaiti istimalde serbesttir.”
Bu serbestlik, insanın kendini ifade etme hakkının en tabii........
