Hep Müsait Olan Arkadaş
Hep Müsait Olan Arkadaş
Hep Müsait Olan Arkadaş
Çocuğun yapay zekaya açılması tek başına sorun değildir. Sorun, makinenin çocuğun hayatındaki en güvenilir muhataba dönüşmesidir.
Bundan birkaç sene öncesine kadar çocukların merak ettiği bir sorunun cevabını alabileceği başlıca kişiler anne-babaları, öğretmenleri veya yakın çevrelerindeki yetişkinlerdi. Bugün ise bir çocuk, dinozorların neden yok olduğundan arkadaşının kendisine neden küstüğüne kadar hemen her konuda bir sohbet robotuna danışabilecek imkâna sahiptir. Üstelik karşısındaki sistem yorulmuyor, sabırsızlanmıyor, “şimdi işim var” demiyor ve aynı soruya defalarca cevap verebiliyor.
Yapay zekânın çocuklara sunduğu bu sınırsız konuşma imkânı ilk bakışta son derece faydalı görünüyor. Kelime hazinesi sınırlı bir çocuk anlamını bilmediği sözcükleri sorabilir, kendisine uygun hikâyeler yazdırabilir, yabancı dilde konuşma pratiği yapabilir ve yetişkinlere sormaya çekindiği konuları daha rahat ifade edebilir. Nitekim çocuklarla etkileşim kuran sosyal robotlar üzerine yapılan deneysel çalışmalar, doğru tasarlandıklarında bu araçların çocukların hikâye anlatımına katılımını ve kelime öğrenimini destekleyebildiğini gösteriyor. Okul öncesi çocuklarla yapılan bir çalışmada ise, konuşkan bir robotla etkileşime giren çocukların anlatılan hikâyeye daha fazla katıldığı, robotun anlatısını daha çok taklit ettiği ve hedef kelimeleri öğrenmede daha başarılı olduğu görüldü (Kory Westlund vd., 2017).
İki ay süren başka bir çalışmada ise çocukların robotun kullandığı kelime ve anlatım kalıplarını kendi hikâyelerine taşıdığı; bu ifadeleri daha fazla benimseyen çocukların kelime testi sonuçlarının da daha yüksek olduğu tespit edildi (Kory-Westlund & Breazeal, 2019).
Ancak tam da bu noktada fayda olarak gördüğümüz özelliklerin başka sonuçlar üretip üretmeyeceğini sormakta fayda var. Keza dil, yalnızca doğru kelimeyi doğru yerde kullanma becerisi değildir. Çocuk dili; bekleyerek, sözünün kesilmesiyle, yanlış anlaşılmayla, karşısındaki kişinin yüz ifadesini okuyarak ve bazen istediği cevabı alamayarak öğrenir. İnsanlar arasındaki konuşmanın önemli bir kısmını, cevabın kendisinden ziyade bu küçük sürtünmeler oluşturur. En nihayetinde konuşma becerisi, her doğrunun her yerde söylenmeyeceği ve zihinde şekil aldığı hâliyle aktarılmayacağını öğrenme sanatıdır.
Büyük dil modelleri ise çocuğun hızına, ilgisine ve isteğine göre şekillenen kusursuz bir muhatap olmaya adaydır. Çocuk cümlesini yarıda bıraksa dahi ne söylemek istediğini tahmin edebilir, yanlış ifade kullansa da onu anlamaya çalışır, sıkıldığında konuyu değiştirebilir ve çoğu zaman tartışmayı çocuğun hoşuna gidecek biçimde sürdürebilir. Oysa gerçek hayattaki arkadaş, kardeş veya öğretmen bu kadar uyumlu değildir. Üstelik bu uyumlu olmama hâli, muhatabın gerçek anlamda “huysuz” bir insan olmasından ziyade her bireyin kendi alımlama ve değerler filtresine sahip olmasından kaynaklanır. Dolayısıyla büyük dil modelleriyle olan sohbetlerinde sabırlı ve düzenli cevap alan çocuk, insanlarla konuşurken gerekli olan açıklama yapma, karşısındakini ikna etme, sırasını bekleme ve anlaşmazlığı sürdürme becerilerinde bir atrofi yaşayabilir.
Bir başka........
