menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Seyirci mi Tükendi, Sinema mı?

35 0
23.09.2026

Son zamanlarda kendime giderek daha sık sorduğum bir soru var: Film izlemekten neden eskisi kadar keyif almıyorum?

İlk ve en kolay cevap yaşlanmak olabilir. On yıllardır film izleyen, mesleği gereği bazen haftada dört beş yeni film gören bir insanın, sinemayla yeni tanışan yirmi yaşındaki bir seyirci kadar kolay şaşırmasını beklemek haksızlık. Sinema deneyimi devasa bir görsel ve dramatik hafıza oluşturuyor. Bir film başladığında senarist hikayeyi açmadan bile neler olacağını sezebiliyorsunuz. Karakterin ilk on dakikadaki kusuru üçüncü perdede nasıl telafi edilecek, yan karakterlerden hangisi ölecek, hangi nesne daha sonra dramatik işlev kazanacak, korku filminde sessizliğin ardından ne gelecek, bağımsız dramın son planında kameranın neden biraz fazla beklediği kolaylıkla okunabiliyor.

Sinema okuryazarlığı arttıkça filmin sizi kandırması zorlaşıyor. Sihirbazın numarasını çok fazla izlemişseniz bir süre sonra tavşana değil, tavşanın çıkarılacağı gizli bölmeye bakmaya başlıyorsunuz.

Dolayısıyla sorun gerçekten bende olabilir ama yalnızca bende olamaz çünkü bugün sinema endüstrisinin ekonomik yapısına baktığımızda, seyircinin bu deja vu duygusunu güçlendiren somut bir üretim modeliyle karşı karşıyayız. Hollywood uzun zamandır hikâye üretmekten çok risk yönetiyor. Büyük bütçeli filmin temel sorusu artık “Bu yatırımın önceden ölçülebilir bir seyirci kitlesi var mı?” sorusu. Bu nedenle fikrî mülkiyet yani IP, çağdaş Hollywood’un gerçek yıldızına dönüşmüş durumda. Oyuncu değişebilir, yönetmen değişebilir, hatta filmin tonu bütünüyle değişebilir ama marka değişemez.

2025’in dünya gişesine bakmak yeterince açıklayıcı. İlk sıralarda Ne Zha 2, Zootopia 2, Avatar: Fire and Ash, Lilo & Stitch, A Minecraft Movie, Jurassic World: Rebirth, Demon Slayer: Infinity Castle, How to Train Your Dragon, F1 ve yeni Superman vardı. Yani gişe listesinin büyük bölümü devam filmi, yeniden çevrim, uyarlama, franchise ya da zaten güçlü bir kültürel markaya dayanan yapımlardan oluşuyordu. (Box Office Mojo)

2026 da eğilimi tersine çevirmiş görünmüyor. Ağustos itibarıyla dünya gişesinin zirvesinde Spider-Man: Brand New Day, ardından Christopher Nolan’ın The Odyssey’si, Toy Story 5, Michael, The Super Mario Galaxy Movie ve The Devil Wears Prada 2 bulunuyor. (The Numbers) Bir başka deyişle seyirci sinemaya gitmeye devam ediyor ama endüstri onu büyük ölçüde zaten tanıdığı isimlerle salona çağırıyor. Woody ile Buzz’ı tekrar görelim, Peter Parker’ın başına bu kez ne geldiğine bakalım, Miranda Priestly geri dönsün, Mario yeniden koştursun.

Problem devam filmlerinin varlığı değil. Sinema tarihi zaten tekrarlarla doludur. Tür sineması bizzat tekrar üzerine kuruludur. Western’i western yapan, seyircinin atı, silahı, kasabayı, düelloyu önceden tanımasıdır. Kara Film türünde femme fatale’in, korku sinemasında lanetli evin, melodramda kavuşamayan âşıkların tekrarından şikâyet etmeyiz. Çünkü tür dediğimiz şey tekrarın içindeki varyasyondur. Sıkıntı başka. Varyasyon giderek azalıyor.

Aynı yapıların, aynı dramatik ritimlerin, aynı görsel efekt dilinin, aynı karakter dönüşümlerinin farklı kostümler altında yeniden paketlendiği bir dönemdeyiz. Bir süper kahraman filmiyle bir bilimkurgu macerasının, hatta bazen bir fantastik filmin üçüncü perdelerini birbirinden ayıran şey yalnızca karakterlerin kostümleri olabiliyor.

Bence çağdaş sinemanın temel paradokslarından biri burada yatıyor: Sinema teknik olarak tarihinin en özgür dönemlerinden birini yaşarken ekonomik olarak giderek daha ihtiyatlı hale geliyor.

Bugün Kubrick’in hayal bile edemeyeceği kameralarımız, Lucas’ın yıllarca........

© Öteki Sinema