İLM-İ SİYASET VE HİKMET
İLM-İ SİYASET VE HİKMET
Rivayet olunur ki, Muhyiddin ibn Arabî bir gün İskenderiye limanında gemiden un boşaltmakta olan hamalları seyrederken, baş hamalın yüksekçe bir yerden sürekli “Enes, evladım, çuvalı siyasetle tut. Malik, oğlum, çuvalı siyasetle taşı. Ahmet, yavrum, çuvalı siyasetle indir!” diye talimat verdiğini işitir. Sonra hamalbaşının yanına yaklaşır ve çuvalı siyasetle indirmenin ne manaya geldiğini sorar. Baş hamal da cevaben: “Siyasetle indirmek, çuvalı deldirmemektir. Çuval delindikten sonra, dövünmenin bir faydası olmaz” [1] diye cevap verir.
Siyaset kavramsal olarak “Özenle gözetip korumak, hayvanı ehlileştirmek, atı terbiye etmek” gibi anlamlara gelse de terimsel olarak “Toplumun işlerini üzerine alma, yürütme, yönetme işi, insan topluluklarını yönetme sanatı” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla orijinal anlamıyla siyaset, günlük hayatta bilgiyi merkeze alan, ahlâkla sınırlı, adalet ve hikmetle yönlendirilen bir duruşu ifade etmektedir. Klasik düşüncede bu anlayış ilm-i siyaset olarak adlandırılır; buradaki “ilim” ise insanı, toplumu ve varlığı bütüncül biçimde kavramayı sağlayan bilgiyi ifade eder.
Hikmet, “Doğruyu bilmek ve onu en doğru zamanda ve en doğru şekilde uygulamak” olarak tanımlanır. Bu da sadece bilgi sahibi olmayı değil, aynı zamanda bilgiyi yerinde, ölçülü ve usulüne uygun şekilde kullanabilme kabiliyeti ve yetisini de ifade eder. Nitekim Kur’ân’da “Allah hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilmişse ona büyük bir hayır verilmiştir”[2] ayeti de bu yeteneğe işaret eder. Dolayısıyla da hikmet kavramının, tefsirlerde doğru hüküm verme ve isabetli davranma olarak yorumlandığı görülür. Diğer bir deyişle hikmet, müminin bakış açısının genişliğini/firasetini ve derinliğini/ basiretini gösterir.
Günümüzde ise siyaset kavramının, Batı menşeli politika anlayışlarıyla karıştırılarak anlam daralmasına uğradığı, ahlâkî anlamlarından kopartılarak araçsallaştırıldığı, bunun bir sonucu olarak da “İktidarı ele geçirme”, “Gücü koruma” ve “Rakibi saf dışı bırakma” gibi faaliyetlerle özdeşleştirildiği ve güç mücadelesine dönüştürüldüğü görülmektedir. Bu bağlamda her politika siyaset alanına dâhil olsa da siyasetin bütünüyle politika olmadığı da bilinmektedir.
Bir diğer ifade ile siyaset, toplumun yönetimiyle ilgili amaç, değer, ilke ve yön belirleme faaliyetlerini, kısaca “Ne olmalı?”yı ifade ederken; politikanın ise bu amaçlara ulaşmak için izlenen somut yolu, yöntemi ve stratejileri, kısaca “Nasıl yapılmalı?”yı ifade ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim Kur’ân’da Zülkarneyn kıssasının bu ayrımı somutlaştıran çarpıcı bir........
