menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İNSAN OLMA YOLCULUĞU

22 0
10.05.2026

Uzun, incelikli bir yolda   menzile varmak için yürüyoruz.  Yolun başında zaman hiç bitmeyecekmiş gibi uzun görünüyor.  Yolun sonu göründüğünde ise akıp giden zamanın nasıl da çabucak geçtiğine inanamıyoruz. Veysel’in “Yol bir dakka miktarınca” dediği gibi beşerlikten insan olmaya doğru yolculuğumuz, yolun sonuna doğru, yaşanan her şeyin bir an kadar kısa süreye sığdığı hissini veriyor. İşte o vakit, bizim için önemli olan yolculuğumuzun bize kazandırdıklarıdır. Yol boyu önümüze çıkan engelleri nasıl karşıladık, aşmaya mı çalıştık yoksa çıkmaz sokaklara mı daldık?  Engellerin önünde bir çıkış aramadan oyalanıp hep aynı minval üzere dönüp mü durduk, nasıl davrandık?  Nasıl davranacağımızı bilememenin sıkıntısı bizi arayışa sevk etti mi?

İstikamet üzere yürüyebilmek, dosdoğru yolun niteliklerini bilmeyi gerektirir. Oysa yollar çeşitlidir. Hayatın bir yol ya da yolculukla sembolize edilmesine farklı kültürlerde de rastlanır. Her kültürün kendi hedefine göre ulaşılması gereken yolu farklıdır. Mesela Çin kültüründe “tao”, “yol” demektir. Tüm varoluşun altında yatan temel ilkeyi temsil eder. Tao, yaşamın itici gücü olarak görülür ve bireyleri dünyayla ruhsal uyum içinde yaşamaya yönlendirir. “Hodos methodos” eski Yunancada hedefe  giden doğru yol ve yöntem arayışı anlamını taşır. Kızılderililerde ise “kırmızı yol” vardır; ruhani, dengeli, doğaya saygılı yaşama biçiminin adıdır. Hint, Japon, İskandinav, Yahudi kültürlerinin hepsinde “yol” sembolojisinin kullanıldığını görüyoruz.  Bütün yollar insanın hayata tutunmasını ve yaşam enerjisinin doğru yöne kanalize etmesini hedefler. İslamiyet ise insanın sadece hayatta kalması üzerine kurulu bir yaşamı sürdürmesini değil, dünyadan nasıl bir varoluşla ayrılacağını önemser. Bize verilen potansiyelin ne kadarını ortaya koyabildik, yetkin olmayı başarmış bir insan olarak mı hayata veda edeceğiz yoksa konfor alanının dışına çıkamamış biri olarak mı gideceğiz?

Kur’an’a göre insan, en güzel biçimde (ahsen-i takvim üzere) yaratılmıştır. Görünüşünün güzelliğinin yanı sıra, idrak, şuur ve gönül sahibi bir varlık olması, insanı hem şerefli kılar hem de ona sorumluluk yükler. İnsanın sorumluluğu hem yeryüzünü imar etmek hem de ahlâkî açıdan kemale ermektir. Bunu gerçekleştirmek için de özgür iradesini ve aklını kullanması gerekmektedir. İnsanın yapısında hem sakınma (takva), hem de kötülüğe meyletme (fücur) yeteneği vardır. “Nankörlük, geçici hazlara düşkünlük, cimrilik, umutsuzluk, unutkanlık, böbürlenme, acelecilik, gerçeğe karşı direnme, inkârcılık vb. zaafları bulunmakta ve ahlâkî gelişim sürecinde bu zaaflarını yenmeyi öğrenmek zorundadır. Özünde en güzel şekilde yaratılan insan, bunu başaramadığı zaman aşağıların........

© Mir'at Haber