Kırılmış gönüller, yorulmuş ayaklar ve görülmeyen gurbetçi gerçeği
Bir şarkı çaldı… ve Avrupa yollarında geçen bir ömrün sessiz hikâyesini yeniden hatırlattı.
İş çıkışında otobandayım. Paskalya (Ostern) tatili başladı, okullar da tatildi. Normalde yoğun olan yollar bu yüzden alışılmadık derecede sakindi; araç sayısı belirgin şekilde azalmıştı. Akşamın yorgunluğu üzerimde, direksiyon başında eve doğru ilerliyordum. Yaklaşık yarım saatlik bir yol…
İnsan böyle zamanlarda bazen sessizliği dinler, bazen de bir ses arar.
Ben de bir ses aradım.
Online radyoyu açtım, son gelişen haberleri dinleyeyim istedim.
Ama radyoda bir şarkı çalıyordu.
Karşıma “Ellerim Kırılsın” çıktı.
Ve o anda fark ettim ki bu sadece bir şarkı değildi.
Her mısrasında Avrupa yollarına düşen ilk neslin yüzleri geçti gözümün önünden. Fabrika kapılarında sabahlamış insanlar, gece vardiyalarında yorulan bedenler, sıla yolunda direksiyon başında uykuya direnen babalar, bavul kokusuyla büyüyen çocuklar…
Bir şarkıydı belki ama aslında bir ömrün özetiydi.
Eve vardığımda içimde birikenleri susturamadım. Oturdum, notlarımı aldım.
Ve bu yazı kalemimden böyle döküldü.
“Kırılsın ellerim neye yarıyor
Gençliğim gidiyor tutamıyorum
Bana verilmiş yorgun ayaklar
Bahtımın peşinden koşamıyorum…”
Bu dizeleri dinlerken sadece gurbet yollarına düşen ilk nesil gelmedi aklıma.
Bir başka şey daha geldi.
Avrupa’daki gurbetçilerin sandık başında kullandıkları oylar geldi aklıma.
Yıllardır büyük bir sadakatle, büyük bir umutla, büyük bir güvenle kullanılan oylar…
Ve ardından verilen sözler geldi aklıma.
Ama en çok da verilen sözlerin hâlâ yerine gelmemiş olması geldi aklıma.
Çünkü bugün hepimizin bildiği bir gerçek var:
Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımız uzun yıllardır seçimlerde yaklaşık yüzde 70’e varan oranlarda destek verdikleri bir iktidardan, hayatlarını kolaylaştıracak somut adımlar bekledi.
Dövizli askerlik meselesinde çözüm beklediler.
Yurt dışı seçim bölgesi beklediler.
Meslek diplomalarının tanınmasını beklediler.
Sıla yolu çilesinin bitmesini beklediler.
Yurt Dışı Türkler Bakanlığı kurulmasını beklediler.
Ama aradan geçen yıllara rağmen bu başlıklar hâlâ bekliyor.
İşte o şarkıyı dinlerken aklıma gelen tam olarak buydu:
Kırılan sadece eller değildi…
Kırılan biraz da umutlardı.
Bugün Avrupa’daki birinci neslin elleri değil, gönülleri kırıldı.
Bir bavulla çıktılar yola…
Bir umutla yürüdüler…
“Biraz çalışıp döneriz” dediler…
Çünkü gurbetçi için memleket sadece bir ülke değildir. Memleket, kalbin attığı yerdir.
Avrupa’da büyüyen gençlerimizin önemli bir kısmı Türkiye ile bağını korumak istiyor. Çifte vatandaş olmak istiyor. Ancak karşılarına yaklaşık 8.000 Euro’luk dövizli askerlik bedeli çıkıyor.
Alman vatandaşı olan bir gencin fiilî askerlik yükümlülüğü yokken Türkiye ile bağ kurmasının önüne böyle bir engel konulması sadece bir prosedür değildir.
Bu bir gönül meselesidir.
Bu nedenle İstanbul Saadet Partisi Milletvekili Mustafa Kaya tarafından dövizli askerlik konusunun yeniden düzenlenmesi ve Avrupa’daki gençlerimizin Türkiye ile bağlarının güçlendirilmesi gerektiği Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmıştır.
Her yaz milyonlarca gurbetçi sıla yoluna düşüyor.
Saatlerce direksiyon başında…
Günlerce sınır kapılarında…
Çocuklarıyla birlikte uykusuz gecelerde…
Ama yine de vazgeçmiyorlar.
Çünkü o yol sadece bir yol değildir. O yol, ana ocağına giden yoldur.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmada sıla yolu çilesinin artık kalıcı çözümlerle sona erdirilmesi gerektiğini açıkça ifade etti.
Tam da bu noktada önemli bir hususu özellikle ifade etmek gerekir: Kendisi hariç neredeyse tüm ailesi ve yakınları gurbet hayatının içinde olan İstanbul Saadet Partisi Milletvekili Birol Aydın da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gurbetçilerin kırılmış gönüllerini yeniden diri tutabilmek için büyük bir hassasiyet ve gayret ortaya koyuyor. Hatta sadece kürsüde konuşmakla yetinmeyip, 1961’den bu yana sıla yollarında çekilen çileyi yerinde görmek, yıllardır anlatılan sorunları sahada bizzat tespit etmek ve çözüm yollarını somutlaştırmak amacıyla önümüzdeki hafta Münih’ten hareket edecek bir heyetle birlikte sıla yoluna çıkmaya hazırlanıyor. Bu yolculuk sadece gurbetçilerin değil, aynı güzergâhlarda günlerce direksiyon başında emek veren tır şoförlerimizin yaşadığı zorlukları da yerinde görmek ve çözüm üretmek için yapılacak önemli bir saha çalışması olacak. Çünkü bazı meseleler masa başında değil, ancak yolda yürüyerek anlaşılır.
Bugün Avrupa’daki vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlar yıllardır biliniyor:
Dövizli askerlik bedelinin yüksekliği…
Yurt dışı borçlanma ile emekliliğin cazibesini kaybetmesi…
Türkiye’de sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sıkıntılar…
Araç kullanım sürelerindeki sınırlamalar…
Yurt dışından getirilen telefonlara uygulanan yüksek kayıt ücretleri…
Çifte vatandaşlık sürecindeki engeller…
İzin dönemlerinde fahiş uçak bileti fiyatları…
Avrupa’da alınan meslek diplomalarının Türkiye’de yeterince tanınmaması ve gençlerimizin meslek lisesi diplomasına denk sayılmaması…
Yurt Dışı Türkler Bakanlığı’nın hâlâ kurulamamış olması…
Yurt dışı seçim bölgelerinin oluşturulmaması ve gurbetçilerin doğrudan temsil edilememesi…
Bugün Avrupa’da büyüyen gençlerimiz Almanya’da, Fransa’da, Hollanda’da bir meslek öğreniyor; ustalık belgesi alıyor, teknik eğitim görüyor. Ancak Türkiye’ye geldiklerinde bu diplomaların karşılığı çoğu zaman yok sayılıyor. Kendi ülkelerinde bile meslek sahibi kabul edilmemek, gençlerimizin aidiyet duygusunu zedeleyen ciddi bir sorundur.
Aynı şekilde yurt dışında yaşayan milyonlarca vatandaşımızın sorunlarını doğrudan takip edecek bir Yurt Dışı Türkler Bakanlığı artık bir ihtiyaç değil, bir zorunluluktur.
Ve yine yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde doğrudan temsil edilmesini sağlayacak yurt dışı seçim bölgelerinin oluşturulması gecikmiş bir demokratik adımdır.
Çünkü gurbetçiler sadece seçim zamanı hatırlanacak bir seçmen kitlesi değildir.
Onlar bu milletin Avrupa’daki sesi, emeği ve geleceğidir.
Avrupa’daki gurbetçilerin sorunlarını ısrarla gündemde tutan, çözüm önerilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyan ve takip eden siyasi irade bugün en net şekilde Saadet Partisi milletvekilleri tarafından ortaya konulmaktadır.
Çünkü hâlâ o kırılmış gönüller memlekete bağlı…
Hâlâ o yorulmuş ayaklar sıla yoluna düşüyor…
Ve hâlâ gurbetçinin kalbi aynı cümleyi söylüyor:
Biz unutulmak istemiyoruz.
Biz sadece anlaşılmak istiyoruz.
