Dün dünya liderimiz Yemen’in hesabını soruyordu, bugün Mekke İttifakı! Dış politikamızı kim çiziyor?
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hâle kimler getirdi?”
Önemine binaen Mekke Savunma İttifakı konusunda daha önce birkaç yazı kaleme almış, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında oluşturulan bu ittifakın gerçek hedefinin ne olduğunu sorgulamıştım.
19 Ağustos 2026 tarihinde “Mekke Anlaşması: İran’a karşı bir cephe mi, değilse?” başlıklı yazımda, bu anlaşmanın ileride İran’a karşı kullanılabilecek bir askerî yapılanmaya dönüşme ihtimalini gündeme getirmiştim.
24 Ağustos 2026 tarihinde “İsrail Suriye’yi vuruyor, Trump ittifakı alkışlıyor: Bu nasıl denklem?” başlıklı yazımda ise İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları devam ederken ABD Başkanı Donald Trump’ın söz konusu ittifaka yönelik olumlu yaklaşımını sorgulamıştım.
25 Ağustos’ta hazırladığım “İsrail’e set mi, İran’a cephe mi?” başlıklı bir başka yazımda da İran ve Suriye’nin ittifak dışında bırakılmasının doğurabileceği sonuçlara dikkat çekmiştim.
Bu yazılarımda üzerinde ısrarla durduğum temel soru şuydu:
Bu ittifak gerçekten İsrail’in saldırganlığına karşı mı kuruluyor, yoksa ileride İran’a karşı kullanılabilecek bir askerî blokun temelleri mi atılıyor?
Şimdi sizleri 10 Ekim 2019 tarihine götürmek istiyorum.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Suudi Arabistan’a son derece sert sözlerle yükleniyordu.
Yemen’de yaşanan insanlık dramından Suudi Arabistan’ı sorumlu tutuyor ve hesap soruyordu.
Erdoğan’ın o gün kullandığı ifadeler şunlardı:
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hâle kimler getirdi? Siz önce bunun hesabını verin. Yemen’i yerle yeksan ettiniz.”
Bu sözler herhangi bir muhalefet temsilcisinin değil, bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıydı.
Aradan yedi yıl geçti.
Şimdi ise önümde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mekke Savunma İttifakı hakkında yaptığı son açıklamayı içeren bir gazete haberi bulunuyor.
“Mekke Anlaşması Meclis’e gelecek”
Haberde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şu sözlerine yer veriliyor:
“Türkiye, hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır.”
Üstelik Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın iç onay işlemlerinin tamamlanması için önümüzdeki günlerde TBMM’ye sevk edilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü de açıklıyor.
Şimdi bu iki açıklamayı yan yana koyalım.
“Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hâle kimler getirdi?”
“Türkiye, hukuk ve insanlık dışı saldırılar karşısında Suudi Arabistan’ın ve Suudi kardeşlerinin yanındadır.”
Şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sormak gerekiyor:
2019 yılında Yemen’in hesabını sorduğunuz Suudi Arabistan, bugün nasıl oldu da Türkiye’nin ortak savunma anlaşması yaptığı ülke hâline geldi?
Yemen’de yaşananların hesabı verildi mi?
O gün dile getirdiğiniz eleştirilerin gerekçeleri ortadan kalktı mı?
Yoksa dün yapılan ağır eleştiriler, bugün değişen siyasi ve askerî ilişkiler nedeniyle unutuldu mu?
İşte burada insanın aklına çok daha önemli bir soru geliyor.
Türkiye’nin dış politikasını gerçekten kim belirliyor?
Bu kadar sert eleştirilerden sonra tam tersi yönde icraatlar yapılıyorsa, bizim dış politikamızı başkaları mı dizayn ediyor?
Türkiye kendi dış politikasını kendisi mi çiziyor, yoksa başka başkentlerde hazırlanan stratejiler içerisinde kendisine biçilen rolü mü üstleniyor?
Bu soruları sormamın bir sebebi var.
Çünkü bugün gündeme gelen Mekke Savunma İttifakı ile 14 yıl önce İsrailli eski bir istihbarat başkanının dile getirdiği bölgesel koalisyon önerisi arasında üzerinde düşünülmesi gereken benzerlikler bulunuyor.
Şimdi bu benzerliklere bakalım.
Şimdi sizleri 14 yıl öncesine götüreyim!
2012 yılında Amerikalı ünlü televizyoncu Charlie Rose, İsrail’in iç istihbarat ve güvenlik teşkilatı Şin Bet’in eski başkanı, aynı zamanda İsrail Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Ami Ayalon ile bir röportaj yapıyor.
Bu röportajda Ayalon, Orta Doğu’nun geleceğine ilişkin son derece dikkat çekici bir stratejiden söz ediyor.
Türkiye’nin liderliğinde bir Sünni koalisyon oluşturulmasını savunuyor.
Ayalon’a........
