Firavunların ve Nemrutların kaçınılmaz sonu
Eskiler ne güzel söylemiş: “Zulüm arşa dayandı mı, Allah’ın gazabı yetişir.” Bu bir temenni değil, tarihin süzgecinden geçmiş, ilahi adaletin tecelli ettiği bir kanundur. Bugün Gazze’den Lübnan’a, Ortadoğu’nun her bir köşesinden yükselen mazlum feryatları, aslında bir devrin kapanışının, bir saltanatın yıkılışının habercisidir. Tarih, kendisini "dünyanın hâkimi" sanan, kibrinden burnunun ucunu göremeyen zorbaların mezarlığıdır. Hatırlayın; “Dünyayı ben yarattım, mülk benimdir” diyen Firavun, Kızıldeniz’in serin sularında boğulurken aslında kendi kibrinde boğuluyordu. Nemrut, bir sineğin karşısında aciz kalırken, saltanatının ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu tüm âleme göstermişti. Bugün karşımızda duran tablo, bu antik trajedilerin modern bir versiyonundan başka bir şey değildir. Bir yanda firavunvari bir kibirle dünyayı dizayn etmeye çalışan Trump, diğer yanda Nemrutlaşan Siyonist zihniyetin temsilcisi Netanyahu... Müslüman kadın, çocuk, yaşlı demeden katletmeyi bir "strateji" sanan bu zihniyet, aslında kendi hüsranlarını inşa ediyor. Lakin her caniliğin, her zulmün bir sonu olduğunu biz tarihin altın sayfalarından biliyoruz.
Son günlerde şahit olduğumuz Hürmüz Boğazı gerilimi, bu "sözde" devlerin aslında kâğıttan kaplan olduğunu bir kez daha kanıtladı. İran’a 48 saat süre verip parmak sallayan Trump, karşısında kararlı bir duruş görünce........
