İttihad ve Terakkî’ye dair bir tahlil ve Sabatayist Dr. Nazım’la bir söyleşi
Sultan II. Abdülhamid’e karşı orduyu arkasına alıp baskıyla İkinci Meşrutiyet’i ilân ettiren İttihad ve Terakkî Cemiyeti, yetişmiş kadroları bulunmadığından, devlet yönetimini bilmediklerinden başlangıçta bu hareketin başarıya ulaşması karşısında ne yapacakları konusunda büyük bir açmaza girip bocalarlar. Onların bütün niyetleri Sultan II. Abdülhamid ve iktidarını devirmektir. İttihadçılar, Meşrutiyet devrimini yapmış fakat sonrasını hiç düşünmemişlerdir. Gelecek için ne bir planları vardır ne de bir projeleri. 1908’de Payitaht İstanbul’da İTC’nin üye sayısının yalnızca 30 civarında olduğu dikkate alınırsa devlet yönetiminden, bürokrasiden fazlasıyla uzak oldukları görülür. İTC içinde lider konumunda olanların taşrada sıradan memurlardan ya da küçük rütbeli zabitlerden oluşması bunun belirgin bir göstergesidir.
İşte İttihadçılar, Sabatayistlerin, Siyonistlerin ve masonların güdümündeki istihbarat servisleri tarafından yönlendirilip yıllardan beri kıyasıya eleştirdikleri Sultan Abdülhamid’i iktidardan indirdikten sonra garip bir biçimde çabaları devletin yönetimini üstlenmek, inisiyatif almak yerine perde arkasında kalmakla, kabineleri denetlemekle, gölge iktidar olmakla sınırlı kalır. Bu, onlar için bir zorunluluktur. Tecrübesizlikleri, cehâletleri, teamülleri bilmeyişleri onları daha bir açmaza ve güvensizliğe sürükler. Bu süreç 1913’te İttihadçılar tarafından düzenlenen Bâbıâlî Darbesi’ne kadar sürer ve o tarihten itibaren devlet, bütünüyle genç ve tecrübesiz İttihadçıların eline geçer. Ne var ki İttihadçılar, 1913’e kadarki dört yıllık süreçte perde arkasından hükümetlerin her işine müdahale ederek, onları iş yapamaz bir duruma sokarlar ve o da yetmiyormuş gibi yönetime müdahale ederek, kimi zaman da savaş çığırtkanlığı yaparak devleti Balkan savaşlarına sürükleyerek ve onun güç mekanizması olan orduya ciddi biçimde zarar verirler. Özellikle de orduya siyâsete dâhil ederek yönetim mekanizmasını içinden çıkılmaz bir keşmekeş sarmalına sürüklerler, bazı hataları ve açmazları olmasına rağmen hâlâ ayakta duran Osmanlı Devleti’ni ferasetsiz ve basiretsiz yönetimleriyle felç ederler.
İşin vahamet kesbeden noktası ise orduyu arkasına alıp devleti dizayn etmeye ve hükümran olmaya çalışan ve bu noktada başrole soyunan İttihadçılar, başlangıçtan itibaren İngiltere, Fransa ve Almanya gizli servislerinin yönlendirmesiyle aslında birer maşa, birer figüran olmaktan öteye gidememişlerdir.
Cehâletlerine gelince…
İttihad ve Terakkî komitasının kuruluşundan itibaren İttihadçıların en üst mekanizması olan Merkez-i Umûmî’de her dönem yer alan Sabatayist Dr. Nazım’la yapılan bir söyleşi, bu durumu bütünüyle ortaya koyar:
Doktor Nazım, İttihadçılar içerisinde bir tıp........
