menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sekülerleşme Yanılgıları (4)

29 0
17.10.2026

Türkiye’de erken dönemlerden itibaren din sosyolojisi literatürü sekülerleşme konusunu işlerken Batı’daki kutsal-seküler ayrımını veri olarak kabul etmekte ve esasen Türkiye’ye dair sekülerleşme analizlerini bu ayrım üzerinden yapmaktadır. Bu ayrımın çifte gerçeklik alanını ifade ettiğinin tekrar altını çizmeliyiz.

Bu bağlamda erken zamanlarda yazılmış ilk din sosyolojisi kitaplarında “seküler” alanının islami anlamda karşılıklarını göstermek üzere Efal-i Mükellifin’e başvurmaktadırlar. Bilindiği üzere Efal-i Mükellefin mü’minlerin icraatlarını değerlendirir; farz, haram, vacip, sünnet, mübah gibi. Bazı şeyleri yapmak mü’minler üzerine farz iken bazılarını yapmak haramdır. İlk din sosyolojisi kitaplarında dini alan öncelikle farz ve haramlara atıfla tanımlanırken seküler alan mübahlar alanı şeklinde belirlenmektedir.

Mübah alanı bilindiği üzere mü’minlerin yapıp yapmama huşunda serbest bırakıldıkları faaliyetleri tanımlamaktadır. Bu din sosyolojisi kitaplarında mübah alanını seküler olana eşitlerken temel mentalitenin mübah=insana bırakılan alan şeklinde kurulduğunu anlamaktayız. Halbuki mübah alanı dinsel hakikatten otonom bir insani hakikat alanı değildir. Daha da ötede insani faaliyetlere dair böyle bir kategorilendirme........

© Milat