Kürt aklının üzerinde PKK vesayeti
Halep’te son 24 saatte yaşananlar hiçbir şeyi değilse bile PKK/SDG’nin meselesinin Rojava olmadığını gösterdi. SDG’nin 10 Mart mutabakatına uymama konusundaki direnci anlaşmanın uygulanması için gerekli tarih geçtikten sonra daha görünür hale geldi. Mevcut anlaşmanın sürüncemede bırakılması için yeni ek şartlar talebinin asıl amacı anlaşıldığı kadarı ile geçen süre içerisinde dış destek ya da içerde Şara yönetiminin yıpranması ile SDG’nin istediklerini dayatabileceği bir zemin bulmak. Rojava’nın kilometrelerce uzağındaki Halep’te bile gücü paylaşmaya itiraz etmek Rojava’da yetki devri ya da paylaşımı müzakerelerini de anlamsızlaştırıyor.
SDG’nin dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed “Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı, sivillerle hınca hınç dolu olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine savaş ilan etmiştir. Bu, daha önceki rejimin zulmünden acı çekmiş olan Kürtlere yönelik bir imha (soykırım) savaşı ilanıdır.” sözleri ile çatışmayı SDG’ye ve örgüte değil tüm Kürtlere karşı bir çerçeveye oturtan bir açıklama yaptı. Bu sözler gerilimi SDG/Şam geriliminden Şam/Kürtler çerçevesine taşıyarak SDG’yi aslında tüm Kürtlerin meşru temsilcisi konumuna getiriyor. Eğer mesele Kürtler ise Şam’daki Kürt mahallelerinde benzer bir operasyonun neden yapılmadığı sorusu cevapsız. Aynı şekilde SDG’nin “Kürtlere zulüm eden önceki rejim” ile neden iş birliği yaptığı sorusu da.
SDG/PKK’nın 2011’den beri destek verdiği Esad rejiminin 2011’e kadar Kürtlere uyguladığı ayrımcı ve insanlık dışı tutumun ya da sadece “Kürt olmanın” bugün SDG’nin attığı her adımı........
