We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Reşat Enis ve Gece Konuştu

2 1 0
26.05.2022

Kılıcımı Sürüyorum, Kanun Namına ve Gonk Vurdu müellifi Reşat Enis edebiyatımıza yeni ve değerli bir eser daha verdi: Gece Konuştu.

Gece Konuştu, kumarhaneleri, barları, umumhaneleri, bin bir sefahat ve sefaletiyle, gece yarısından sonraki İstanbul’u canlandırmaktadır.

Gece Konuştu, düşmüş erkek çocukların acındırıcı portrelerini çizmekte, bütün iğrençlikleriyle hayatlarını anlatmaktadır.

Gece Konuştu, okuyanları Tophane’nin hiç bilinmeyen, duyulmayan yerlerinde dolaştırmaktadır. Kimi iyi, kimi kötünün kötüsü, kimi zavallı yüzlerce serseriyle, hırsızla, yankesiciyle karşılaştırmaktadır.

Gece Konuştu, muharririnin aylarca süren tetkiklerine ve görüşlerine dayanan bir eser olması itibariyle tam realist bir romandır. Okuyucularımıza tavsiye ederiz.”

Bu tanıtım, 8 Temmuz 1935 tarihinde Haber Akşam Postası’nda yer alıyor. Reşat Enis’in üçüncü romanı tam da o günlerde Semih Lütfi Kitabevi tarafından okuyucuya sunulmuştur. Yazar, bir önceki romanı Gonk Vurdu gibi bu eserini de hiçbir dergi ya da gazetede tefrika ettirmeden, doğrudan kitap olarak bastırmayı seçmiştir.[1]

Aslında bir buçuk sene önce, Servet-i Fünun/Uyanış dergisinde yayınlanan bir öyküsünün başında, Reşat Enis’in Gece Konuştu romanını yazmaya başladığı müjdesi verilir.

“Yazılarında hayatı yakından tetkike ve görüşe istinat eden Reşat Enis Bey, uzun ve yorucu bir etütten sonra, şimdi de, gerek mevzu, gerek teknik itibarıyla yepyeni bir romanı başlamıştır: Gece Konuştu. Müellifin anlatışına göre Gece Konuştu gece yarısından sonraki İstanbul’u anlatıyor ve hiç deşilmemiş içtimai bir yarayı deşiyor.”[2]

Bu alıntıda yer alan, dikkat çekmek istediğim kelimelerin ilki “etüt”. Yazar romanına başlamadan önce uzun ve yorucu bir etüt, yani çalışma, araştırma yapmıştır. 1936 yılında “Gençlerle Baş Başa” anketi kapsamında, Ahmet Sırrı Uzelli’ye verdiği röportajda bu çalışma ve araştırma sürecini detaylandırır da.

Gece Konuştu’da hakikatleri olduğu gibi aksettirebilmek için en süfli bir hayatın içine girmiştim. Hatta bu uğurda, polis nezaretlerinden birinde serseriler, hırsızlarla omuz omuza bir gün bir gece misafir bile edilmiştim.”[3]

Reşat Enis daha sonra vereceği bir demeçte, hırsız ve serserilerin arasına girmek için kılık değiştirdiğini de söyleyecektir. Yani bir metot oyuncusu gibi, romanına konu edeceği insanların arasına girer, onlarla zaman geçirir, onlardan biri gibi davranır.

Dikkat çekmek istediğim ikinci sözcük öbeği “içtimai bir yara”. Bu yara, romanın tanıtımında “düşmüş erkek çocukların acındırıcı portrelerini çizmekte, bütün iğrençlikleriyle hayatlarını anlatmaktadır” şeklinde açıklanır. Ancak roman okunduğu zaman bu yaraya özel bir vurgu yapılmadığı görülür. Romanın başat teması sokak çocuklarının karşılaştığı türlü zorluklardır. Barınma, ısınma, beslenme gibi dertlerine değinilir sayfalar boyu. Sağlık hizmetlerine erişemedikleri için verem gibi, dönemin yaygın görülen hastalıklarından ölüşleri ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Çocukların istismarı ve seks işçiliğine zorlanmasıysa romanda ele alınan sorunlardan sadece biridir. Sayfa sayısı olarak da pek çok yaradan az yer verilmiştir buna. Ancak roman tanıtılırken bu yaranın altını çizme gereği duymuştur yayıncı ve/veya yazar. Neden acaba? Belki ilk kez ele alındığı için. Belki de bu irkiltici konunun, oğlancılığın, erkek-çocuk seks işçilerinin okur çekebileceğini düşünüp öne çıkarmışlardır.

Solda, Temmuz 1935 tarihinde Haber Akşam Postası’nda Gece Konuştu'nun tanıtımı. Ortada, Nizamettin Nazif'in Reşat Enis Üzerine yazısı...

Romanın hiç bahsedilmeyen ve bence en önemli özelliğiyse kahramanlarının gerçek hayattan alınmasıdır. Hayal ve hakikat Gece Konuştu’da iç içe geçmiş, belirsiz hale gelmiştir. Reşat Enis uzun ve yorucu etüdü sırasında tanıştığı serserilerin hayatlarını yazmıştır bir ölçüde.

Sinebar Recep yahut Hallo-Halil hakkında üçüncü sayfa haberleri bulabilirsiniz. Hatta Suat Derviş, romanın çıkmasından bir yıl sonra Sinebar Recep ile beş gün boyunca Karaköy’ü, Tophane’yi gezecektir. “Şehrin Altında Kimler Yaşıyor?” başlığı altında tefrika edilir bu röportaj.

Aynı röportaj sayesinde Reşat Enis’in romanda birebir gerçeği aksettirmediğini, kendi kurgusunca bazı değişiklikler yaptığını da anlıyoruz. Zira Sinebar Recep, Gece Konuştu romanında ablası Dürdane’nin evinde, bir kabadayı tarafından öldürülür. Bu kabadayı Dürdane’ye âşıktır ve genç kadını öz be öz kardeşi olan Recep’ten ölümüne kıskanmaktadır. [4]

Reşat Enis ana karakteri diyebileceğimiz Fanti Hikmet’in ilk koruyucusu olan Sinebar’ı öldürmeyi seçmiştir. Çünkü artık Hikmet’in yeni bir koruyucusu vardır: Hallo-Halil…

Adliye Sarayında Kavga:

Maznun ile davacı birbirlerine girdiler

“Dün Adliye koridorlarında gürül­tülü, hatta kanlı bir kavga olmuştur. Hâdise şöyledir: Halil veya Hallo isminde birisi, Şeyh Ali isminde bi­risini dövmek ve yaralamak cürmüyle tevkif edilerek Ağır Ceza’ya verilmiş, dün muhakemeye devam olunmuştur. Mahkeme dün Hallo hakkında tahliye kararı vermiştir.

Fakat Şeyh Ali bu vaziyete fena halde kızmış, Hallo’nun tahliyesi için kefalet parası yatıran Abdullah is­minde birisinin üzerine yürümüş, şiddetli bir yumruk indirmiştir. Bun­dan sonra gürültü ve feryat birbi­rine karışmış, ortalık allak bullak olmuştur. Fakat yetişen jandarmalar hâdiseyi çıkaranlarla işe karışanları yakalamışlardır. Şeyh Ali ile Abdul­lah kanlar içinde kalmışlardır.”[5]

Son Posta gazetesinin 15 Eylül 1932 tarihli nüshasında yer alıyor bu haber. Hallo-Halil tam da Reşat Enis’in etüdüne devam ettiği süreçte İstanbul’un nam salmış bitirimlerinden biri olmalı.

Romanın ana kahramanı diyebileceğimiz Fanti Hikmet’e gelecek olursak… Annesinin ölümü üzerine babası tarafından evlatlık verilen, daha sonra evlatlık verildiği ailenin başına gelen türlü felaketler sonucu sokağa düşen bu genç adam Muhsin Ertuğrul’un 1932 tarihli Bir Millet Uyanıyor filminde oynuyor.

“Film çevireceklerdi. Öğrenmişti: Kara elbiseli, uzun boylu adam, Ertuğrul Muhsin Bey’in ta kendisiydi. Gülüyordu ve tatlı bir sesle ona rolünü belletiyordu.

Makinalar işliyor, projektörler ışıldıyordu. Sahne, köprü dubalarının üzerinde, Hikmet’in şarkısıyla başlıyordu. Sabahtı. Ortalık aydınlanmıştı. Haliç uyanmıştı.

Bu uzun saçların sırma telleri
Bağlar kendine hep........

© K24


Get it on Google Play