menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Küçük Sözler

36 0
latest

ÖMRÜ iri sözler söylemekle geçmişti.

Şöyle yanlamasına oturur, derin nefes alır, etraftakileri inceden inceye süzer, beklentiyi yükseltirdi.

Çevrenin henüz hazır olmadığına kâni olursa susar, konuşmazdı.

Kurduğu cümlelerden sonra o derinden derine tavrını sürdürür biraz da müstehzi ve zafer kazanmış bir komutan edasıyla dinleyicileri incelerdi.

SÖZLERİNDE parça tesirli bomba etkisi olmasını isterdi.

Anlatacağı konu sıradan bile olsa dünyanın en büyük meselesi gibi takdim etmeyi önemserdi.

Büyüklenmeyi severdi. Bunu da sözleriyle yapardı.

SIRTINDA söz heybesiyle dolaştı durdu.

Kendini dinletti. Sorulara muhatap oldu. Onları uzun uzun cevapladı. Öyle ki soranlar bile verdiği cevaplardan bitap düşerdi.

İçlerinden keşke sormaz olaydık diyenler az değildi.

Büyük konuşmayı severdi. İlk kez bu meseleyi kendisi anlatıyormuş ve mühim bir konuyu açıklıyormuş havasına bürünürdü.

ZAMANLA sözler yoruldu. Kendisi de halsiz düştü.

Diline kelimeler konmaz oldu. Cümlelere yabancılaştı.

Merak edenlere “Kelimeler benden çekildi ben de onlardan” derdi.

“Sırtımdaki söz heybesi boşaldı artık” cümlesini de ilave etmeyi ihmal etmiyordu.

SONRA susmaya başladı.

Eski halini bilmeyenler ona “Suskun Âdem” diyorlardı.

Bense bu cümleyi küçük bir revizyona tâbi tutuyor ve şöyle diyorum: “Suskun âdem değil, susmuş âdem.”

Bende meraklılar arasındayım aslında. Konuyu etraflıca biliyor olmam gidermiyor merakımı.

Suskun olmayan âdemin neden sustuğunu bilmek istiyorum. Ama gel gör ki, sormaya da edep ediyorum. Bunu bir sınır ihlali olarak görüyorum.

SIKÇA gidiyorum yanına.

Birlikte çay içiyoruz. Türkü dinliyoruz.

Ufka bakıyoruz uzun uzun. Bazen birlikte gözlerimizi bile kapatıyoruz.

Sizi bilmem ama benim için birlikte gözünü kapayabilmek önemli.

GEÇEN gün nasıl olduysa gözlerimi ondan evvel açmıştım.

“Merak ediyorsun değil mi?” dedi, “Merak ediyorsun.”

Gözleri kapalıydı hâlen. “Neyi efendim?” dedim.

“Hiç susmayanın susmasını…”

“Evet, efendim” dedim. Konuşmayı sürdürdü.

“BÜYÜK sözler susuzluğumu arttırdı. Bunu fark ettim. Kendimle mücadele ettim. O büyük kelimeleri kendimden azat ettim.”

Aklıma takılan ve soramadığım soru kendiliğinden cevabını bulmuştu. Konuşmayı sürdürdü.

“Hafifledim sonra. Büyük sözler büyütmüyor insanı. Vehmini, zannı büyütüyor sadece. Bir hayale inandırıyor seni nazarım. Sen de başkalarını inandırıyorsun. Ortada söz var ama mânâ yok.

Anlamı olmayan sözler, sözden sayılır mı hiç? Dahası bunlar büyük sözler olur mu?

Yıllarca iri sözler söyledim biliyorsun. Bundan büyük haz aldım. Tatmin duygusu yaşadım. Daha doğrusu böyle sandım. Yanıldım.”

İtiraflar arka arkaya geliyordu. Bunlar o sırada hemen akla gelen ve ortaya bırakılan fikirler değildi. Ölçülüp biçilmiş pişmanlıklardı. İçindeki volkanik patlamalar devam ediyordu.

“Şöyle dedim kendime, büyük sözler söyleyeceğim diye büyüklendin yıllarca, elinde ne kaldı gönül yorgunluğundan gayrı. Sen küçük sözlere talip ol ilkin. Sözün mahiyetini kavra. Daraltan, bunaltan değil ferahlık sunan sözlerin bahçesine gir. Yüreğine düşür kelimeleri. Hazmet. Bilincine er. Sana ait hâle gelsinler.”

“NEDAMETİN azameti olur mu?” diye sorsalar bu hâli hatırlar ve evet, vardır derim.

Benim için o denli sarsıcıydı. Son kısımları üzerime alınmam gereken bir nasihat gibiydi.

“Sözlerim küçüktür diye kaygılanma. Mânâsı büyük sözler genellikle dışarıdan küçük görünürler.

Şatafattan uzaktırlar. Buna ihtiyaç da duymazlar.

Şunu unutma ki; büyük sözler, küçük gibi söylenenlerdir. Sessizlikle dile gelenlerdir.

Ben, sustuktan sonra yani iri sözlerin marûziyetinden kendimi kurtardıktan kelli ancak gerçek anlamıyla konuştuğumu fark ettim. Sen bunları duyanlardan birisin değil mi?”

İri sözler ırak olsun bizden.

Biz küçük sözlerle büyük anlamlar inşa eden söz ehline yakın duralım.

Bu yetmez mi bize? Yeter!


© İstiklal