Sükût Hanesi
Her kelimenin bir yeri, her suskunluğun bir zamanı vardır. Fakat bazen, sözün değil, sessizliğin yankısı daha derin olur. Sükût hanesi, işte bu derinliğin evidir. Bu haneye giren, konuşarak değil, susarak duyar; kelimelerle değil, anlamla temas eder.
Sükût sadece bir eylemsizlik değildir. Aksine, yüksek bir bilinç hâlidir. Zira susmak, bazen söylemekten daha çok şey söyler. Bir kelimeyi seçmek kolaydır; ama susulması gereken yerde susmak, olgunluk ister. Bu yüzden sükût, yalnızca bir eksiltme değil, bir tercihtir. Ve bu tercih, çoğu zaman felsefi bir tavrın göstergesidir.
Konuşmak çoğu zaman dışarıya dönüktür; anlatmak ister. Ama susmak içe doğrudur; anlamayı arzular. Söz, bazen savunur; ama sükût, çoğu zaman teslimiyetin ve içsel duruşun sembolüdür. Mevlânâ, “Nice söz vardır ki, söylemek zarardır; nice sükût vardır ki, içinde hikmet barındırır,” derken işte bu hikmetli duruşa işaret eder.
Heidegger’e göre insan, dünyada var olmanın yükünü taşır ve bu yük çoğu zaman kelimelere sığmaz. Varlığın ağırlığı, susmakla taşınır. Konuşmak bir........
