menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kent hakkı: Şehirde sürünmek mi, yaşamak mı?

8 9
05.02.2026

Geçtiğimiz haftalarda Fındıklı Belediyesi tarafından düzenlenen Kamuculuk ve Kent Hakkı Sempozyumuna ve ardından Fikri Sönmez Yerel Yönetimler Araştırma ve Geliştirme Vakfı’nın düzenlediği Yol Haritası Çalıştayı’na katıldım. Bu toplantıların ardından, kafamda şu soru dönüp durmaya başladı: “Kent hakkı” nedir?

Sabah kapıdan çıkıyorsunuz: Otobüs kalabalık, aktarma bitmiyor, işe geç kalma endişesi daha evden çıkarken omza biniyor. Akşam aynı şehir başka bir tona geçiyor: karanlık sokaklar, aydınlatması bozuk yollar, “şuradan mı gitsem” diye içten içe rota çizdiren tedirginlik. Ve bütün bunların üstünde, ay başında en ağır cümle: Kira.. Şehir bir yandan “hayat burada” diyor, öte yandan her gün küçük küçük “burada tutunmak pahalı” diye fatura kesiyor. Bütün bunların arasında yaşamak lüksleşiyor; hayatta kalmaya odaklandığımız, geleceği öngöremediğimiz, sadece nefes alıp çalıştığımız bir gündelik koşturmacaya dönüşüyor.

Barınma, ulaşım, güvenlik, sağlık, temiz hava, yeşil alan, kültür, kamusal mekân… Bunlar birer lüks değil, şehrin temel malzemeleri. Şehirde yaşayan herkesin bunlara erişimi olmalı.

Ama kent hakkı sadece “hizmet” meselesi de değil. Bir de şehre dair kararlar kim tarafından, nasıl alınıyor? Sorusu var. Bir mahalleye ne yapılacak, hangi alan imara açılacak, bütçe nereye gidecek, kentsel dönüşüm yoksulları kentin dışına atıp zenginleri daha da zengin eden halinden nasıl kurtarılacak?

Bugün pek çok insan için en büyük şehir meselesi “trafik” değil, “kira”. Ev, barınma ihtiyacı olmaktan çıkıp yatırım aracına dönüştüğünde, şehirde kalmak ayrıcalık, çıkmak kader haline gelir. Kira, yalnızca bir ekonomik veri değil; hayatın ritmini belirleyen bir komut satırı gibi çalışır. Nerede oturacağını, kaç durak yol gideceğini, hangi okula kayıt yaptıracağını, hatta “bu ay biraz sosyal olabilecek miyim” sorusunu bile kiraya göre ayarlarsın.

Kent hakkı merceğinden baktığımızda, barınmayı “piyasa şartları” diye geçiştirip şehrin geri kalanını konuşamayız; ev yuva olmaktan çıkmışsa, ne ulaşıma dair adil bir düzeni ne de kamusal alanı gerçekten özgürleştiren bir kenti görebiliriz. Çünkü barınma çözülmeden geriye kalan her şey dekor gibi kalır. Park varmış gibi yapılır ama herkes zaten mahalleden sürülmüştür. Kültür merkezi vardır ama bilet parası ve yol masrafı o kapıyı görünmez kılar. Kaldırım yenilenir ama asıl mesele,........

© İlke TV