Davet yükümlülüğü ve gerekleri; Davet alanlarının bütünlüğü meselesi
İrade sahibi olarak yaratılan tüm varlıklar Kur’an’ın mesajını başta kendileri idrak etmekle, hemcinslerine tebliğ yani davetle yükümlüdürler. Çünkü Kur’an mesajı, kainatı yaratan Rabbimizin imtihan olmak üzere tüm iradeli varlıklara çağrısı, hak ve doğru yolun bilgisini ve ölçüsünü ifade eetmektedir. Kur’an çağrısı veya daveti, irade sahiplerini karanlıktan aydınlığa çıkartan tek ilmi kaynaktır (14/1).
Tüm iradeli varlıklar için hakka davet ve kuşatıcılık temel kulluk görevlerimizdendir. Ahkaf Sûresinde, önceki vahiyleri de doğrulayan, hakka ve doğru yola yönelten Kur’an ayetlerini Muhammed (a) okurken dinleyen Cinlerden bahsedilir. Ve sonra Cinler kavimlerine dönüp mealen şöyle derler: “Ey halkımız! Allah'ın davetçisine uyun ve Allah'a iman edin ki kötülüklerinizi bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun.” (Ahkaf, 46/31)
Allah-u Teala Zâriyat sûresinde “Cinni ve insi bana kulluk yapsınlar diye yarattım” buyuruyor (51/56). Cinler de insanlar gibi iradeli varlıklardır. Ve imtihana tabidirler. Allah, Resulüne Cin sûresinde buyurmaktadır: “De ki: ‘Bana, cinlerden bir topluluğun dinledikten sonra gidip, biz gerçekten hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik’ dediler.” (72/1)
İbn-i Abbas’tan rivayet edildiğine göre, Resulullah cinleri görmemiş, cinler onu dinlemiş ve sonra dinlediklerini kendi kavuimlerine nakletmişlerdir (Müslim, Tırmizi).
Cinlerin Resulullah’a Kur’an’ı dinlemek için gönderildikleri haberi Ahkaf Sûresinin 29. ayetinde yani belirttiğimiz ayet-i celileninin siyakında geçmektedir. Bu ayetler Resulullah için de gayb haberlerindendir. Gaybı da Resullerine sadece gaybın yaratıcısı ve mutlak gayb bilgisine sahip olan Allah-u Teala bildirir. Âl- İmran Sûresinde belirtildiği gibi “Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, resullerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir)…” (3/178)
Her ne kadar İbn-i Abbas’ın rivayetine rağmen Resullüllah (s)’in cinleri gördüğü ve onlara vicahi olarak Kur’an okuduğu ile ilgili bazı rivayetler olsa da okuma fiilinin “meçhul” kullanımından kalkarak ilim adamlarının büyük çoğunluğu İbn Abbas’ın rivayetinin isabetli olduğu üzerinde durumuşlardır.
İlgili Kur’an ayetleri bütünlüğünde apaçıktır ki cinler hemen hemen her dönemde Resullere inen vahiyden haberdar olmuşlardır. Cinler yaşadıkları gaybî âlemde olduğu kadar, insanların evreniyle ve tarihiyle de ilgilendiklerini ayet-i kerimelerden kavrıyoruz. Zira cinler Ahkaf sûresindeki aynı ayet kümesi içinde Musa (a)’a indirilen hakka yönelten ve doğru istikameti gösteren vahyi dinlediklerini, Kur’an ayetlerinin de aynı hakka ve doğru istikamete yönelttiğini belirtilmektedir.
Cin olsun ins olsun hemcinslerimiz üzerinde hakimiyet kurmak değil, onları basiret üzere hakka davet etmek görevi önemlidir ve önceliklidir.
Nisa Sûresinde zikredilen “Bir kısım Yahudiler harfleri yerlerinden değiştir”dikleri (4/46) gibi, Yahudileşme eğilimi içinde olanlar da “Cin diye ayrı bir varlık kategorisi yoktur” diyen, “bunların uzak diyarlardan gelen yabancılar olduğu”nu söyleyen pozitivizmin derin etkisinde kalmış bazı çağdaş yorumculara rağmen cin ve melek olgusu Rabbimizin münzel ve korunmuş vahyinde bildirilen vakîi gayb haberlerindendir.
Pozitivizm ve Modernite akılcılarının 19. Yüzyılda Hindt Alt Kıtasında yaptıkları saptırmalarına karşı ilk tepki yazdığı “Dehriyuna / Natüralizme Reddiye” kitabı ile ıslah öncülerimizden Cemaleddin Afgani tarafından gösterilmiştir. Farklı bir varlıktan yaratılan Cinlerin sorumlu varlıklar olarak insan gibi “rahmani ve şeytani” olmak üzere iki guruba ayrıldıkları anlaşılmaktadır. Cin Sûresinde de faklı yollar takip ettiklerini kendileri belirtmektedirler: "Doğrusu bir kısmımız salihlerdeniz, bir kısmımız da bunun dışındadır. Biz, ayrı ayrı yollar tuttuk." (72/11)
Transhumanizm başlığı altında insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması, yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknolojiden faydalanılması gerektiğini öne süren, insan fıtratının değişmezliğini tahfif veya ret eden uluslararası ateist veya deist olan entelektüel bir hareket Firavun gibi her şeyin sahibi olmaya çalışsa ve tüm yaratılmışları köleleştirme niyeti taşısa da, bilimle bütün âleme hakim olma ululuğunu hedeflese de; insanın sınırsızlığı da ölümsüzlüğü de mümkün değildir.
Kapitalizmin farklı felsefik ve ideolojik kanatları da; Ahiret, Cennet ve Cehennem hayatıyla ilgili ayetlerin çıkartıldığı muharref Tevrat’ı da istismar edip Yahudiliği ırkçı Siyonizm........
