We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Troçki, Halikarnas Balıkçısı ve “kış ruhu”

63 2 0
12.01.2020


Burada yazdığım yazıların tanışmamıza vesile olduğu Bülent Korman’dan daha önce Oğuz Atay vesilesiyle bir yazımda bahsetmiştim. Arada bir kederlendiğinde, kısa ama etkileyici metinler gönderiyor dostlarına telefonla Bülent Bey. Ben de onlardan birisiyim galiba, geçenlerde bir gece vakti telefonuma şu mesajı geldi:

“Bazı soğuk kış gecelerinde Bodrum’un ıssız sokaklarında yürürken, ‘sürgün aristokrat’ Cevat Şakir’i orada, o kış gecelerinde çoluk çocuğuyla sobanın etrafında düşlemeye çalışır, ne kadar güçlü biri olduğunu düşünürdüm.

İstanbul’da hayatın durduğu bu bomboş gecede Büyükada’da yürüyüşe çıktım. Bu kez Troçki’yi düşündüm. Dünyanın gidişini değiştirmek istediği için beyni baltayla parçalanmış büyük bir adamın bu büyüleyici ama sert adada geçirdiği sürgün kış gecelerine nasıl, ne yaparak dayandığını geçirmeye çalıştım zihnimden.

Ne kazandı insanlık o zulümlerle?”

Tesadüfe bakın ki, yukarıdaki mesaja bakarken elimde Ömer Sami Coşar’ın “Troçki İstanbul’da” kitabı vardı. Kitabı birkaç gün önce okumuş, salonun bir köşesinde duran kitap yığını arasına koymuş, o sırada elimi atınca o kitap elime geçmiş, kapağındaki fotoğraflara bakıyordum. En çok da bir av dönüşü, köşkün önünde elinde kocaman bir balıkla durduğu çizmeli fotoğrafına...

Bülent Bey’in notuyla birlikte o gece çektiği birkaç fotoğraf da geldi telefonuma. Elimdeki kitabın kapağındaki kolajın içinde yer alan o fotoğraf çerçevelenmiş Bülent Bey’in evinin bir köşesinde duruyormuş meğer; onun fotoğrafını çekip göndermişti bahsettiği o soğuk gecede yürürken sağda solda görüp çektiği adanın diğer fotoğraflarıyla birlikte.

Bir sürgünün sonu gelmez kış gecelerini düşünmek, en az o sürgünün çektiği acı kadar kederlenmektir o anda. Zira sürgün ile kış arasında sıkı bir ilişki vardır. Bir sürgün yaz demeden, kış demeden daima üşür. Bir türlü ısınmayan bedeni değil, ruhudur çünkü!

Bu duyguya, büyük mütefekkir Edward Said, deyimi Amerika’nın en ünlü modernist şairlerinden Wallace Stevens’ten ödünç alarak “kış ruhu” diyerek tarif eder.

“Kış Ruhu” başlıklı makalesinin alt başlığı, “Sürgün Üzerine Düşünceler”dir.

Metis Yayınları yirmi sene önce bu başlıkla makalelerinden oluşan bir kitap yayınladı, Orhan Koçak ile Sahir Yücesoy hazırlamışlardı yayına.

Yirmi yıldan beri okuyup bitiremediğim kitaplardandır.

Bu yazı için masaya oturduğumda, Bülent Bey’in sorduğu “Troçki bu büyüleyici ama sert adada geçirdiği sürgün kış gecelerine nasıl, ne yaparak dayandı acaba?” sorusunun cevabının aslında Edward Said’in makalesinin içinde gizli olduğunu biliyordum.

Büyük alime göre sürgün, “asla memnun, uysal ya da güvenli olmama durumudur. Bir kış ruhudur sürgün.”

Şöyle ki:

“Burada bahar olasılığı kadar yazla güzün pathos’u da yakın ama ulaşılmaz bir yerdedir. Belki de sürgün hayatının farklı bir takvime göre hareket ettiğini ve ev hayatı kadar mevsimlere bağlı ve yerleşik olmadığını söylemenin bir yoludur bu. Sürgün, alışılmış düzenin dışında sürdürülen hayattır. Göçebedir, merkezsizdir, kontrapuntaldır; ama ona alışmaya başlandığı anda bozguncu gücü yeni baştan fışkırıverir.” (Edward Said, Kış Ruhu, Metis yayınları, s.42)

Şimdi bu bahse burada ara verip Halikarnas Balıkçısı’yla ilgili bir iki laf edelim.

Orada ne kadar uzun kalırsa kalsın, hiçbir sürgün yaşadığı yeri yurt bellemez. O yüzden bir sürgün hep yurtsuzdur. Günün birinde yurduna gidecek diye doldurur günlerini. Yaşadığı yeri güzelleştirmeye çalışmaz.

Galiba sürgünlerin tarihi içinde bunun tek istisnası Halikarnas Balıkçısı’dır. Yaşadığı süre içinde öyle şeyler yaptı ki, eğer bugün Bodrum Bodrumsa bunu ona borçludur.

Yeni bir Bodrum yarattı.

Sürgünlüğü bitti, devlet adeta onu kovdu Bodrum’dan. Orayı o kadar sevdi ki, uzak kalmasın diye yakınlarda bir yere, İzmir’e taşındı. Bir kez daha sürgün yedi. Bu yüzden ölümüne kadar Bodrum’la ilişkisini hiç kesmedi.

Bodrum onun yeni yurduydu. Güç ulaşmıştı oraya, meşakkatli bir yolculuk yapmıştı, ama bir cennet keşfetmişti; burada Bülent Bey’e söylenebilecek tek şey onun için kaygılanmaması! Zira onun Bodrum’dan başka gidecek asıl yurt bildiği bir başka yurdu yoktu!

Ama Troçki öyle değil.

Troçki İstanbul’u sevmedi.

Sanırım bir yeri sevmenin yolu onun dilini bilmekten........

© Habertürk