Bir K-Zom örneği
Son yıllarda Güney Kore sinemasından gelen zombi anlatılarının sayısı artıyor. Genelde K-Zombie veya kısaca K-Zom olarak sınıflandırılan bu filmler ülke dışında da ilgi görüyor.
Peki, kökeni 1980’lere kadar giden Kore zombi filmlerinin janr içinde özgün bir gelenek oluşturduklarını iddia etmek mümkün mü? Alt tür olarak görülebilirler belki ama “gelenek” ibaresi bence biraz iddialı kaçıyor. Güney Kore filmlerinin polisiye, bilimkurgu, korku ve dram sinemasında tutturdukları seviyeye baktığımda, getirdikleri yenilik açısından zombi janrında henüz oralara gelmediklerini düşünüyorum. Ayrıca hızlı ve hiperaktif zombileri, ilk Güney Korelilerin keşfetmediğini unutmamak gerek. Ama yeni hikâyelerle türe, farklı bir hava getirdikleri elbette inkâr edilemez.
Yeon Sang-ho’nun yönettiği “Koloni” (Gunche) de Güney Kore’den gelen yeni bir zombi hikâyesi… Yeon Sang-ho, türün tecrübeli ve başarılı yönetmenleri arasında artık… 2016’da seyrettiğimiz “Zombi Ekspresi” (Busanhaeng /Train to Busan) ve 2020’de gösterime giren devam filmi “Yarımada”yı (Bando / Peninsula), özellikle gişede gösterdikleri başarılarıyla hatırlıyoruz. 2016’da televizyon için çektiği animasyon “Seul İstasyonu”nu (Seoul yeok) da unutmayalım.
Yeon Sang-ho’nun senaryosunu Choi Gyu-seok ile birlikte yazdığı “Koloni”, öncekilerden tümüyle bağımsız yeni bir zombi öyküsü anlatıyor. Aynı zamanda bir salgın hikâyesi… Malum, zombi ve salgın filmlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak kolay değil. Hatta salgının ulaştığı boyut açısından gerektiğinde distopya ve kıyamet filmleriyle paslaşabilen bir türden söz ediyoruz. Salgının başladığı ilk günlere odaklanan “Koloni” ise daha ilk sahnesinden bir biyolojik terör hikâyesi anlatacağını belli ediyor ve karakterlerini tanıtmaya başlıyor.
Yeon Sang-ho, önceki iki zombi filminde olduğu gibi Amerikan kahramanlık anlatılarını akla getiren bir ana karakterden uzak duruyor. Filmi okumaya da onun üzerinden başlamaktan yanayım. Eski eşi Han Gyu-seong’un (Go Soo) ayarladığı iş görüşmesi için Doongwoori binasına gelen Kwon Se-jeong (Jun Ji-hyun), soğuk ve kibirli bir bilim insanı gibi görünüyor ilk başta. Taksi şoförünün caddenin karşısında bırakma önerisini hiç düşünmeden geri çeviren, sırf bina kapısının önünde inmek için buluşmasına geciken ve bunu çok normal bir şeymiş gibi anlatan asık suratlı bir kadın Kwon… Sosyal ilişkilerinde başarısız olduğu belli ama bundan yana dertli olduğuna dair bir işaret yok. Öte yandan, kimseye taviz vermeyen, sadece doğruyu yapmaya odaklanan biri olduğunu öğreniyoruz eski eşinden. Filmin kalbindeki mesele bence burada düğümleniyor. Çünkü sadece protagonist Kwon değil, filmin kötü adamı Seo Young-cheol (Koo Kyo-hwan) da yalnızca kendi doğrularına kilitlenen bir bilim insanı… Ama ikisinin de bilime ve hayata bakışı o kadar farklı ki… Film, bir yanıyla bu farklılığın hikâyesi…
Doongwoori binasında enfekte olan insanların saldırıya geçmesiyle birlikte, dışardan antipatik görünen........
