menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Digger": Post-Truth Çağı'nın kara komedisi

89 0
07.10.2026

“Digger”, hazırlıklarına 9-10 yıl önce başlanan bir proje… Esin kaynağı ise biraz daha eskiye, “Diriliş” (The Revenant - 2015) filminin çekim hazırlık sürecine kadar gidiyor. Yönetmen Alejandro G. Iñárritu, “Diriliş” için karla kaplı yerler ararken iklim değişikliğinin ne kadar ciddi bir sorun olduğunu bizzat deneyimliyor. Böylelikle, medyanın ve güç odaklarının insanların kafasını karıştırmak, sorunun önemini azaltmak için uydurduğu yalanların içerdiği tehlikeyi daha iyi görüyor.

İşte tam da bu nedenle, “Digger” sadece iklim değişikliğinin yakın gelecekteki olası trajik sonuçlarını yansıtmıyor. Post-Truth veya Gerçeklik Ötesi Çağı’nın, felaketlerin gelişini nasıl kolaylaştırabileceğini gösteriyor. Bana sorarsanız, hikâyenin en dikkat çekici ve çarpıcı yanı bu…

Nerdeyse 1990’lardan bu yana kullanılan post-truth kavramı, kamuoyunu şekillendirmede nesnel gerçeklerin öneminin giderek azaldığı bir dönemi tanımlıyor. Sadece güç odakları ve medya değil, bireylerin de gerçeklerden kaçma eğiliminin belirginleştiği bir sosyal durum olarak değerlendiriliyor.

Alejandro G. Iñárritu’nun filmi, işte böyle bir dönemde geçiyor. Gerçeğin ne olduğunun önemini artık yitirdiği, insanların sadece inanmak istedikleri yalanlara tutunduğu, sosyal medya üzerinden akan manipülasyonların etkisine açık olduğu ürpertici bir dünya düzeninde... Yani, günümüzde…

Kuşkusuz, sinema sanatı için yeni temalar değil bunlar… Peki, “Digger” konuyu nereden yakalıyor, nasıl bir hikâye sürüyor önümüze? Açıkçası hikâyeden ziyade stilin ve anlatı yapısının öne çıktığı bir film seyrediyoruz. Ama biz önce hikâye, genel yaklaşım, karakter ve alt metinlerden girelim.

Iñárritu’nun dışında Alexander Dinelaris Jr., Nicolás Giacobone ve Sabina Berman’ın imzasını taşıyan senaryo, ilk yarısı itibarıyla ana karakterine, onun sosyal konumuna odaklanan bir dramatik yapıya sahip… Herkesin Digger olarak bildiği Rockwell (Tom Cruise), açılış sahnesinde kedisinin sağlık sorunlarına konsantre olmuş bir petrol baronu olarak geliyor karşımıza. Grönland açıklarında bulunan açık deniz petrol platformunda yaşanan güvenlik sorunlarını ciddiye almadığını, bilim insanı ve çevre danışmanı Dr. Nirav Ganesh’in (Riz Ahmed) uyarılarını dinlemediğini görüyoruz. Zincirleme doğa felaketini başlatacak patlama gerçekleştiğinde ise ABD Başkanı Compson (John Goodman), hükümet üyeleri ve generallerle birlikte giderek büyüyen krizi yönetmeye çalışıyor.

Film uzun süre Stanley Kubrick’in “Dr. Strangelove” (1964) filmini akla getiren, eksantrik karakterlerle dolu çılgın bir kara komedi olarak ilerliyor. Yanından Protestan rahibini hiç ayırmayan Compson, Trump’ı akla getiren sağ kanat bir ABD Başkanı... Çevresindekiler de ondan farklı değil. Iñárritu, Digger ve başkanın birlikte yer aldığı tüm sahnelerde grotesk bir hiciv sineması örneği veriyor. Bu karamsar hicvin günümüz ABD’sinden esinlendiği çok açık. Başkan ve çevresindekilerin ülkeyi yönetme biçimi, filmde yaşanan doğal felaketten daha korkutucu... Digger’ın da 21. Yüzyıl’da karşımıza çıkan iş insanlarını akla getiren birçok yanı var.

Digger / Rockwell grotesk ve karikatürize bir ana karakter… Psikolojik derinlikten ziyade temsil ettikleriyle öne çıkıyor. Tom Cruise ile Iñárritu’nun Digger’e getirdikleri yorum bana Gestus kavramını düşündürdü. Alman tiyatro yönetmeni ve oyun yazarı Bertolt Brecht’in epik tiyatro kuramının temel taşlarından biri olan Gestus, "toplumsal tavır" veya "sınıfsal duruş" olarak tanımlanır. Brecht, klasik tiyatrodaki karakter anlayışına ve psikolojik derinliğe karşıdır. Çünkü onun için önemli olan karakterin iç dünyası, psikolojisi, nasıl bir insan olduğu değil, toplumsal ve sınıfsal konumudur. Gestus, karakterin çevresiyle olan ilişkilerini, çelişkilerini, hedeflerini görünür kılar. Rockwell, tam da böyle çizilen bir karakter…

Rockwell, bir yanıyla “Kan Dökülecek”in (There Will Be Blood - 2007) unutulmaz Daniel Plainview karakterinin torunu veya çağımızdaki yansıması aslında… Ortak noktaları, petrol çıkarma konusundaki açgözlülükleri ve saldırgan yaklaşımlarının yanı sıra mesleki etiğe değil, sadece kendilerine inanmaları… Daniel Day-Lewis, Plainview’ü Stanislavski ekolünde metot oyunculuğuyla yorumlarken; Cruise, Rockwell’de sosyal ve sınıfsal konumunu yansıtan grotesk oyunculuğa yöneliyor.

Rockwell’in, Plainview’den en önemli farkı, kedisine olan duygusal bağlılığı -ki bunun da uzun süredir hastalıklı hal aldığını görmemek olası değil.........

© Habertürk