menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TUTKUNUN HALLERİ

22 0
16.09.2026

İnsan en çok seçtikleriyle ifşa olur.

Bir insanı tanımak istiyorsanız ona ne istediğini sormakla başlamay ın. Neyi seçtiğine bakın.

Çünkü insan var olduğu sürece tutkularının halleriyle hallenir. Tutkunun sen hali, ben hali, o hali... Hallerle çevrilir insanın dört bir yanı,tutkuna benzersin zamanla...

Peki siz tutkunun hangi halindesiniz.

Gerçi insan bu hallerin hepsinden zaman zaman geçiyor. Kimi zaman bir şeye tutkuyla bağlanıyor, kimi zaman her şeyi istiyor, kimi zaman hiçbir şey istemiyor. Ama asıl mesele, bütün bu hallerin içinde insanın neyi fark ettiği ve neyi tercih ettiğidir.neye meylettiğidir mesele...

Çünkü tercih, insanın varoluşuna dair en sessiz ama en açık cümledir.

“Muhammed’in dağa gitmesi gibi aşka gittim.”

Balzac’ın bu cümlesi, tutkunun ne olduğunu anlatmak için yeterince güçlü.

İnsan en çok da tutkusuna sadıktır.

Tutku öyle sarıp sarmalar ki insanı, insan tutkusu duyduğu şeye yüksek bir sadakat gösterir. Sadık bir tutku ise muazzam bir aidiyettir.

Ruh, biricik tutkusunu keşfettiği anda bütün ruhuyla aidiyetini kurar. Ve bir tamamlama hissi yaşar.

Belki de insanın yaşam boyunca aradığı en büyük hazlardan biri budur: Tamamlanmak,tamam olmak tam olmak.

Ruh kalben, zihnen ve bedenen tek bir tutkuyla bütünleştiğinde, başka tehditkâr tutkuların esiri olmaktan da kurtulmaya başlar. Çünkü insan ne istediğini gerçekten bulduğunda, istemediği şeylere karşı da mesafe kazanır.

Belki ruhun gerçek manasına ulaşması biraz da budur.

Tanrı ve dünyevi sevgi arasında kalan insan kendini yavaş yavaş tüketir.

Aynı anda ikisini birden tutkuyla sevmek mümkün müdür?

Tanrı, aşk ve ölüm...

Sonsuzluk, haz ve karanlık bilgisi...

Bütün bu kavramların ardında insan ruhunun o bitmeyen arayışı vardır.

Ben tutkuyu en çok dine yakıştırıyorum.

Çünkü dini arayışların başlangıcında da çoğu zaman bir tutku vardır. İnsan yalnızca inanmak istemez; anlamak, ulaşmak, tamamlanmak ister.

Fakat tutkunun yanında arzuyla da yüzleşmek gerekir.

Ahlakçılık kaba bir yontma taşına benzer. Ahlakçı arzudan korkandır. Arzunun ifşa olmasından korkar hep.

Ahlaklı ile ahlakçı arasındaki fark belki de tam burada başlar.

Ahlaklı, arzusunu tanır. Neyi istediğini bilir. Arzusunu tanıdığı için gerektiğinde onu yönetebilir, bastırabilir.

Ahlakçı ise çoğu zaman önce arzuyu inkâr eder.

Tutkunun bir de karanlık yüzü vardır.

Karanlığın değil, ışıksızlığın........

© Gazete İpekyol