menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Maarifin kalbinden siyasetin gündemine: Ramazan

37 0
02.03.2026

Son haftalarda okullardaki “Ramazan etkinlikleri” üzerinden dönen tartışma, bir anda bir bildiriye, oradan da bir davaya ve sert siyasi bir polemiğe doğru evrildi. Ramazan, “Maarif’in kalbinden” çıktı, taştı; siyasal gündemin kalbine yerleşti. Bu açıdan Bakan Tekin’i canı gönülden kutlamamak mümkün değil; gündem onun -ve elbette en başta Erdoğan ve Bahçeli olmak üzere bilimum embedded kalemşörler- için tam bir “…Allah verdi iki göz” iklimine dönüverdi. Mümbit bir kutuplaşma ve mağduriyet zeminidir ki Cumhur İttifakı’nın üzerinde horon tepeceğine şüphe yok.

Başa dönelim, önce Millî Eğitim Bakanlığı, bu programı kendi gözünden nasıl anlatıyor; ne yaptığını, neyi amaçladığını söylüyor bir bakalım. Bakanlığın resmî çerçevesi çok net: Maarifin Kalbinde Ramazan başlığı altında okullarda Ramazan boyunca eğitsel ve sosyal etkinlikler planlanıyor; hedef olarak da “paylaşma bilincini geliştirmek”, “yardımlaşma ve dayanışma duygusunu güçlendirmek”, “birlik ruhunu pekiştirmek” ve “adalet, merhamet, vatanseverlik gibi millî ve manevi değerleri” öğrencilerle buluşturmak sayılıyor. Bakanlığın yayımladığı rehber ve haberleştirmelerde, işin “genel değerler” tarafı özellikle öne çıkarılıyor: Okullarda iftar sofraları, söyleşi programları, okul dışı öğrenme etkinlikleri gibi başlıklar dillendiriliyor. Bu “genel çerçeve”nin içine, kılavuzlarda daha somut örnekler de giriyor: Liselerde Ramazan’ın anlamı üzerine beyin fırtınası, afiş/broşür üretimi; “oruç–sahur–iftar–mahya–teravih” gibi kavramların oyun/bulmaca yoluyla öğretilmesi; “Evimizde En Sevilen Ramazan Yemeği” gibi aileden tarif öğrenilip “Ramazan tarif kartı” hazırlanması gibi etkinlikler. Yani Bakanlığın anlatısında mesele “ibadet dayatması” değil; kültürel-sosyal bir dönemi, okul etkinliği formatında “değer” ve “birlik” diliyle çerçeveleyen bir eğitim pratiği.

Tam da bu noktada “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” başlıklı bildiri yayımlandı; tartışma, birkaç saat içinde bambaşka bir politik kulvara geçti. Bakanlık ve Cumhur İttifakı cephesi ise bildiriyi ve bildirinin işaret ettiği eleştiriyi, doğrudan “laiklik hassasiyeti” olarak kabul etmekten ziyade başka bir yere oturttu: “Kurumsal itibara saldırı”, “hakaret”, “toplumun değerleriyle kavga” ve “laiklik arkasına saklanan eski bir refleks”. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in savunma hattı iki parçalı: Önce Ramazan genelgesini “Anayasa’ya ve yasalara uygun” diye kuruyor; ardından bildirinin diline yükleniyor. Tekin’in cümleleri oldukça çıplak: “Davayı da açtım” diyor; gerekçesini de “kimsenin Anayasa’yı/hukuk kurallarını yorumlama tekeli olmadığı” iddiasıyla bağlıyor. Aynı açıklama içinde, bildirideki “gerici/azgın azınlık” gibi ifadeleri “eleştiri” değil “hakaret” sayan bir çizgi var. Tekin’in resmî MEB sitesine yansıyan CNN Türk yayınında ise savunma daha da genişliyor: Genelgede “oruç tutan–tutmayan ayrımının alenileştirilmemesi” gibi hassasiyetlere dikkat ettiklerini anlatıyor; bildirideki bazı nitelemeleri —özellikle “Talibanlaştırma” ve “orta çağ karanlığına sürükleme” gibi nitelemeleri— “asla kabul edemeyeceği tanımlar” diye işaretliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyu büsbütün siyasi bir dile taşıdı. Ramazan genelgesini savunurken “etkinliklerin gönüllülük esasına göre yürütüleceğini” ve “anayasal dayanağı olduğunu” vurguladı; yeni kutuplaştırma eksenini bir güzel yerleştirdi: “Dertleri laiklik değil, dertleri bu milletin kendisiyledir”. Daha da sertleştirerek, bildiriyi “laiklik elden gidiyor” klişesine bağlayıp “o bayat ‘laiklik elden gidiyor’ şarkısı” diyerek, meseleyi eski bir kültür savaşı repertuvarına yerleştirdi. Bahçeli cephesinde ise destek, bir tür “tartışmayı büyütmeyin/haddinizi bilin” tonuyla geliyor: Bildiriye imza atanlara yönelik “Haddinizi bilin, hududunuzu bilin” gibi ifadeler, aynı gün birçok haberde alıntılanıyor. Tekin’in Bahçeli’ye “şükran” sunan teşekkürü de, tartışmanın yalnız MEB düzeyinde kalmadığını; ittifak düzeyinde sahiplenildiğini gösteriyor. Hükümete yakın medyada Erdoğan’ın “dertleri laiklik değil” çıkışı manşetleştiriliyor; “laiklik kavramının arkasına saklanmak” ve “milli-manevi değerlere düşmanlık” gibi çerçeveler tekrar tekrar kuruluyor. Böylece Bakanlık uygulaması “değer eğitimi / kültürel aktarım” diye sunulurken, bildirinin kendisi “milletin değerleriyle kavga eden elit refleks” diye resmediliyor.

Bu noktada Bakanlık ve Cumhur İttifakı cephesinden gelen açıklamalar birlikte okunduğunda, savunma hattının birkaç eksen etrafında kurulduğu görülüyor. İlk olarak, Ramazan etkinlikleri pedagojik ve kültürel bir faaliyet olarak tanımlanarak uygulamanın meşruiyeti güçlendirilmeye çalışılıyor. İkinci olarak, bildiride kullanılan dilin “hakaret” ve “kurumsal itibara saldırı” olarak çerçevelenmesiyle tartışma laiklik zemininden hukuki zemine çekiliyor. Üçüncü olarak ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dertleri laiklik değil” ifadesinde somutlaşan söylem hattı, meseleyi yalnızca eğitim politikası tartışması olmaktan çıkarıp toplumsal hassasiyetler ve temsil meselesi bağlamına yerleştiriyor. Böylece Bakanlık uygulaması teknik-pedagojik bir faaliyet olarak sunulurken, bildirge daha geniş bir siyasal ve kültürel tartışmanın........

© Evrensel