Belirgin belirsizlik; ABD-Çin ekonomik ilişkileri
ABD Başkanı Donald Trump’ın sürekli ertelenen Çin ziyareti gerçekleşiyor. Çin ile İran’ın ilişkisinin sürekli ABD tarafından sorgulandığı düşünüldüğünde, Trump’ın, Çin’e gitmeden önce, İran ile kendi istediği doğrultuda barış anlaşmasını imzalamak istemesi gayet normal. Ama olmadı. Bu isteğin Trump’ın kendisini “muzaffer bir komutan” olarak göstermekten başka bir amacı yok. Keza ziyaretin omurgasını İran’dan çok ABD-Çin ekonomik ilişkileri oluşturacak. ABD ve Çin dünyanın en büyük iki ekonomisi. Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkiler, dünya ekonomisinin geleceği açısından da hayati önemde.
Bağımlılık yaratan ekonomik ilişkiler
ABD ile Çin arasındaki ticaret hacmi, Çin'in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) katılımından sonra, muazzam bir şekilde büyüdü ve her iki ülke için de hayati öneme sahip oldu. Bugün Çin ve ABD birbirleri için en büyük ihracat pazarı konumundalar.
2025 yılında Çin'in mal ticareti fazlası yaklaşık 1,19 trilyon ABD doları olarak gerçekleşti ve bu rakam bir önceki yıla göre önemli bir yükselmeyi işaret ediyor. Bu rakamın neredeyse ’si ABD ile olan ticaretteki fazlalıktan gelmektedir.
2025 yılında ABD, ihraç ettiğinden çok daha fazla mal ithal etti ve bu durum ABD'nin mal ticareti açığını rekor seviye olan 1,24 trilyon dolara çıkardı. Sadece ilk beş ülke, toplam mal açığının yaklaşık g'sini oluşturuyor. Listenin başında Çin, Meksika ve Vietnam yer alıyor.
ABD-Çin ticaretinde kırılma anları
Çin, uzun zamandır ABD ile yaşanan ticaret gerilimlerinin merkezinde yer alıyor. Yıllarca süren gümrük vergileri ve "ayrışma" çabalarına rağmen, Amerikalı alıcılara hala birçok mal Çin fabrikalarından akıyor. Düşünsenize Çin’in 1.19 trilyon dolar fazla verdiği bir ekonomik yapıda ABD, aynı rakamda açık veriyor.
Trump ve ekibi bu sorunu gümrük tarifelerini yükselterek çözme yoluna gittiler. Hatta bunu bir silaha dönüştürmeye çalıştılar. Bunun arkasında üç temel hedef var: dışarıdan gelen malı pahalıya getirip caydırıcı kılmak, fabrika bacalarını yeniden tüttürerek üretimi sınırların içine çekmek ve siyasi müzakere masasında güçlü kalmak. Keza ikili açıklar artık iktisadi olmaktan çok siyasi bir mesele olarak ele alınıyor.
Çin ABD ticaretini rakamlar üzerinden incelerken kırılma zamanları önemli hale geliyor. İki ülke ticareti Çin’in 11 Aralık 2001 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne üyeliğiyle ivme kazanıyor. Hemen ertesi yıl hacim 28 milyar artarken bu hacmin 25 milyarı Çin lehine olarak ortaya çıkıyor.
Bu ivmelenmede Çin’in 11 Eylül olayları sonrası ABD’ye verdiği siyasi desteği de unutmamak lazım. Ancak Çin, 11 Eylül sonrası ABD’nin uluslararası terörü “İslamcı terör” ile ifade etmesini kendi çıkarları doğrultusunda kullandı. Keza Çin o dönem ülkesinde çıkarttığı, insan haklarına aykırı yasalarla Uygur Türkleri üzerinde insanlık dışı bir baskı yarattı. Maalesef bu baskı hala sürüyor.
2010 yılına geldiğimizde ise 2001 yılına göre ticaret hacminin tam dört kat arttığı görülüyor. Bu yıl Çin’in ihracatı 263 milyar dolar artarken ABD’nin ihracatı ancak 70 milyar dolar artış gösterebiliyor.
Trump’ın 2017 yılında iktidara gelmesiyle Çin-ABD ticaret ilişkileri gündemin ilk sırasına oturtuldu. Trump ilişkiyi “ekonomik savaş” olarak nitelendirdi. Ancak ikinci yılının sonunda ABD, 418,2 milyar dolarla en yüksek ticaret açığını verdi. Küresel salgın ve Trump’ın izlediği ekonomi politikalarının etkisiyle ticaret hacmi ve ticaret açığı düşüş gösterdi. Ancak bu düşüş ne istenilen seviyedeydi ne de sürdürülebilir değildi.
Biden döneminde Trump’ın politikaları takip edilmekle kalınmadı, yeni yaptırımlar da devreye sokuldu. Trump’ın ikinci döneminde izlenen gümrük politikaları ABD’nin Çin’e olan açığını son 20 yılın en düşük seviyesine getirmiş durumda. Uygulanan gümrük vergileri açığı bir önceki yıla göre 2 düşürse de yaraya merhem olmuş gözükmüyor.
Ticaret açığı iyi ya da kötü olarak ifade edilebilir mi?
Ticaret açıkları doğası gereği "iyi" veya "kötü" olarak yorumlamak yanlış olur. Keza iki ülke arasındaki ticaretin Amerikalı tüketicilere daha düşük fiyatlar, Amerikalı şirketlere ise daha yüksek karlar sağladığı aşikâr. Ancak ihracatın maliyetleri de var; özellikle ithalat rekabeti, çokuluslu şirketlerin üretimi yurt dışına taşıması, bu taşınmanın yarattığı işsizlik bunlardan bazıları. Bunlardan dolayı ABD’li politika yapıcıları sıklıkla büyük ve kalıcı açıkları üretim kapasitesi kaybının veya haksız ticaret uygulamalarının bir işareti olarak gördüler.
General Motors’un hikayesi, ticaret açığı kavramının ne kadar yanıltıcı okunabileceğini gösteren bir vaka. Shanghai General Motors ortaklığı sayesinde Detroit’in bu sembol firması, kendi ülkesinde sattığından çok daha fazla otomobili Çinli tüketicilere ulaştırıyor. Bu ürünleri nerede üretiyor; Çin’de. Dolayısıyla Bu büyük rakam ABD’nin........
