menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

UFO’lar, düz dünya, derin devlet ve devlet aklı

36 0
10.06.2026

2018’de devlet başkanlığı seçimlerini takip etmek için Azerbaycan’a giden basın heyetindeydim. Adayların posterleri, TV’de yayınlanan propaganda konuşmaları ile görüntüde bir seçim atmosferi vardı. Ancak herkes bunun bir gösteri olduğunu farkındaydı; “seçimi” Aliyev kazanacaktı. İşin ilginci, gerçek muhalefetin yarış dışına çıktığı bu illüzyonda Aliyev için propagandayı kendilerine muhalefet görevi biçilen diğer adaylar yapıyordu.

“Meşru” muhalefetin adayları televizyona çıkıp rejimi övüyor, statükoyu savunuyor ya da sistem dışına itilen muhalefeti eleştiriyorlardı. Sonuçta zafer ’lık oy oranıyla elbette Aliyev’in oldu (Aliyev bir sonraki seçimi de oy oranıyla kazandı).

O gün Türkiye için bir distopya gibi gözüken bu durum bugün o kadar da ihtimal dışı değil. Türkiye’nin kör topal bir şekilde olsa da iktidar değişimine açık demokrasi deneyiminin Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki rejimlerle kıyaslanamayacağını düşünenler, gelinen noktada şimdi bunun pekâlâ bir ihtimal dahilinde olduğunu tartışıyor. Örneğin son olarak Medyascope’ta bir yayına katılan siyaset bilimci Murat Somer Türkiye’nin artık bir “kapalı otoriterlik” rejimine geçtiğini söylüyor.

Başta ABD, Batı’nın bir süredir Türkiye’den demokrasi talebi yok; havuç-sopa yöntemleriyle mevcut rejimle uyumlu çalışabildiklerini biliyorlar. Trump yönetimi, bölgede ABD-İsrail çıkarları öncelikli işleyişe kolaylık sağlayacak monarşileri ne kadar makbul gördüğünü Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel temsilcisi Tom Barack üzerinden iletmişti.

Üzerindeki ABD örtüsü çekilince Çin ve Rusya’dan esen rüzgarlarla ayazda kalan Avrupa Birliği, Türkiye’yi stratejik önemde bir komşu ve göçmenler için demografik bir tampon bölge olarak görüyor. Batı’nın Türkiye’ye demokrasi dayatacak mecali ve niyetinin olmadığı bir ortamda, mesele mevcut rejimin kalıcı olacağı fikrini içeride hakları her geçen gün tırpanlanan ve yoksullukla boğuşan kitleye kabul ettirebilmekte.

BİR SAKİNLEŞTİRİCİ OLARAK “DEVLET AKLI”

Rıza üretimi için insanlara devlet aklı mitini yeniden satabilmek gerekiyor. Bunun bir ayağı Saray’dan bağımsız bir devlet aklının hâlâ olduğu savunusu, bir diğeri de perde arkasından gelişmelere yön veren bir derin devlet olduğu savı. Devletin derinlikleri ile bürokrasinin buluştuğu kavşakta ise iktidarın parçası Bahçeli’nin durduğuna inanılması isteniyor. “Bahçeli ne demek istedi? Kime, ne mesaj verdi?” gibi tartışmalar bağımsız medyayı bile epey meşgul ediyor.

Araştırmalar insanların komplo teorilerine üç sebepten inanmaya meyilli olduğunu ortaya koyuyor: Karmaşık hakikatlere basit yanıtlar verebilmek; olaylar karşısında güçsüz ve savunmasız hissetmeye karşı bir savunma mekanizması geliştirmek ve kendileri gibi düşünen insanlarla bir sürü psikolojisinin verdiği konfor için. “Devlet şimdilik küresel çalkantılara karşı önlem alıyor, gerektiği zaman Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bekâsı için devreye girecektir” düşüncesi, yaşanan........

© Birgün