menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Utanma

41 0
27.04.2026

“Oyuncakları sen mi devirdin?” Kuzey üç yaşında ve bu soruyu duyunca utanıp kaçıyor. Utanmayı öğrendi demek ki.

İnsan tüm primatlar içinde en kopyacı olanı. İlk nefesimizi aldığımız andan itibaren kopyalamaya başlıyoruz. Anneye, babaya, dayıya “çekme”nin genlerle değil, bu eşsiz kopyacılık yeteneği ile ilgilisi var.

Ama utanma tam olarak bu sınıfa girmiyor. Utanış hareketlerimizi kopyalıyor olabiliriz (ellerle gözleri kapatma, koşarak kaçma vb.) ama utanma halimiz yapısal bir davranış biçimi. “Ben” olduğumuzu fark ettiğimiz an, “öteki”nin yargılarını umursamaya başlıyoruz. Öteki genellikle zalim, eleştirel, alaycı olduğu için (veya biz öyle düşündüğümüz için) davranışlarımızdan ve kendimizden utanmayı hızla öğreniyoruz.

Çocukluk ve yetişkinlik arasında geçen dönem bitmeyen “utanma” yılları. Ergenliğe girince bize sürekli sürprizler sunan bedenimiz başlı başına bir utanç kaynağına dönüşüyor. Boyun “normal”den biraz kısa veya biraz uzun olması; biraz şişman veya biraz zayıf olmak ergen için çoğu zaman kendine bile itiraf edemediği utanç konuları. Zamanla iş daha detaylara inebiliyor: Benim gözlerim neden kısık? Neden memelerim küçük kaldı? Nefesim mi kokuyor yoksa?

Reklam çekimi için Brezilya’dan bir model gelmişti. Brezilya’da iki kez güzellik kraliçesi olmuş bu kadın tepeden tırnağa mükemmelliğin simgesi gibiydi. Ona, “Bu kadar kusursuz olmak nasıl bir his? Biz dünyalılar kusurlarımızla baş etmeye çalışırken güzel güzel oyalanıyoruz. Sen bu konuda biraz yoksunluk çekiyor gibisin” demiştim. Bu soruyu ciddiye aldı ve biraz edebi bir İngilizce ile “My ultimate failing is my lack of any failings” (En büyük kusurum bir kusurum olmaması) diye yanıt verdi.........

© Birgün