'Süreç'te vicdani ret
“Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin:
Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.“
Türkiye’de uzun soluklu savaş karşıtı mücadelelerden biri, zaman zaman ivmesi düşse de sürekliliği ve taşıdığı özgün politik anlam bakımından vicdani ret hareketi oldu. Burada “hareket” kavramını özellikle kullanıyorum; çünkü vicdani ret mücadelesinin tarihsel seyri, onu klasik anlamda örgütlü, hiyerarşik ve belirli bir siyasal yapıya bağlı bir muhalif yapı olarak tanımlamaya izin vermez. Daha en başından itibaren anti-militarist ve anti-hiyerarşik bir perspektif üzerinden şekillenen bu mücadele, farklı politik aidiyetlerden gelen kişi ve grupların yan yana gelebildiği, esnek ve yatay ağlar üzerinden kendisini var eden bir yapı oldu. Bu yönüyle vicdani ret, yalnızca belirli bir talep etrafında örgütlenmiş bir hak mücadelesi olmaktan ziyade, aynı zamanda siyasal örgütlenme biçimi, gündelik yaşam pratikleri ve iktidar ilişkileri bakımından da militarizmi sorgulayan özgün bir mücadele alanı oldu.
Bu nedenle vicdani ret hareketi daha en başından itibaren, zorunlu askerlik kurumunun ötesine geçerek bir bütün olarak toplumun militarizasyonunu sorgulayan daha geniş bir politik itirazın taşıyıcısı oldu. Bu itiraz, şiddet ve savaşın yalnızca cephede gerçekleşen bir eylem olmadığını; dilde, eğitimde, aile ilişkilerinde, erkeklik kodlarında, yurttaşlık anlayışında, devlet-toplum ilişkilerinde ve gündelik hayatın sayısız alanında yeniden üretildiğini görünür kılmaya çalıştı. Dolayısıyla vicdani ret, salt “askere gitmeme” hakkını savunan bir pozisyon değil, militarizmin toplumsal yaşam üzerindeki kurucu etkisine karşı geliştirilmiş bir politik itiraz alanı oldu. Nihayetinde hedeflediği şey de yalnızca bireyin silah taşımaktan muaf tutulması değil, savaşın ve militarizmin toplumsal ilişkiler üzerindeki belirleyiciliğinin geriletilmesi, başka bir ifadeyle toplumun........
