Cevahir AYDIN Ruhun Bahçıvanı: Sinaptik Budama ve İlahi Tasfiye
Geçtiğimiz hafta, annemizin vefatına dair yazdığımız köşe yazımızda: ölümün soğuk ve sarsıcı yüzünü Peyami Safa’nın o unutulmaz cümlesiyle karşılamış; vicdanın en derinlerinden gelen o gürültülü dişli seslerine kulak vermiştik.
Ölüm bir eve girdiğinde sadece gideni değil, kalanları da bir miktar öldürürken, geride kalanların iç dünyasında devasa bir hesaplaşma başlatır.
Risale-i Nur’da Üstad’ın hayranlık uyandıran bir berraklıkla ifade ettiği gibi; ölümü bir idam ya da hiçlik değil, sevdiklerimize kavuşturan bir vatan-ı asliye sevkiyat olarak gördüğümüzde, o çıldırtıcı iç sesler yerini vakur bir sükûnete bırakır.
Ancak bu sükûnet, sadece gidenin ardından duyulan bir huzur değildir; aynı zamanda hayatta kalanlarla, yani "ötekilerle" kurduğumuz bağların niteliğiyle de yakından ilgilidir.
Bugün, bu ruhsal arınma sürecini sinirbilimin "Sinaptik Budama" (Synaptic Pruning) dediği muazzam mekanizma ve bu mekanizmanın insan ilişkilerindeki felsefi karşılığı üzerinden okuyalım.
İnsan beyni, özellikle yolun başında adeta bir orman gibi her yöne dal budak salar; hayata tutunmak için sayısız bağlantı (sinaps) kurar. Fakat gelişim ilerledikçe bir "hikmet-i ilahi" devreye girer. Beyin, daha verimli çalışmak, enerjisini ana amaca odaklamak için kullanılmayan, zayıf kalan veya fuzuli olan bağlantıları "budamaya" başlar. Bu, beynin kendini daha net ve odaklı hale getirme şeklidir.
Burada durup kadim bilgeliğin sesine kulak vermemiz gerekir. Filozof Marcus Aurelius, meşhur eseri Kendime Düşünceler’de yaptıklarımızın ve söylediklerimizin çoğunun aslında gerekli olmadığını, fuzuli olanı hayatımızdan çıkarmanın asıl özgürlük ve huzur olduğunu vurgular.
İşte sinaptik budama, bu zihinsel özgürlüğün biyolojik bir onayı gibidir. Psikolojik düzlemde bu durum; eskiden can ciğer........
